Yalnız/Çocuksuz/Çift Gezgin okuyucularımız, sizler için de gezi notları ve konumlar alt kısımda 😁
Büyükada’ya gittiğimiz ilk günden beri İpek’e nereye gidelim yada şu an nereye gidiyoruz diye sorsak bize “ada” diyordu. Kıbrıs’a gideceğimizi ve Kıbrıs’ın da bir ada olduğunu söylediğimizde çok sevindi. Yarım günlük 28 Ekim tatilinden faydalanıp haftasonunu geçirmek üzere Kıbrıs’a gittik.
Eşimin kardeşi Kıbrıs’ta askerlik yaptı, eşim onu ziyarete gitmişti ve Kıbrıs’ı çok beğenmişti. Eşimin referans ve rehberliğiyle gittik Kıbrıs’a.
Çocukları oyalamanın en iyi yollarından biri onları beslemek. İpek simiti sevdiği için yanımızda simit olsun istemiştim. Eşimden iş dönüşü almasını rica etmiştim ancak kendisi uçağa bile zor yetiştiği için simit kaldı. Biz de mecburen simiti havalimanından aldık. Aklımda kalan havalimanı simit fiyatı çok çok uçuk olmadığı için havalimanı öncesi şartları çok zorlamamıştım ama simiti aldıktan sonra yirmi lira üstü olarak elime bırakılan beş lirayı görünce epey bir pişmanlık yaşadım.
Birinci Gün: Cuma gecesi otele varışımız akşam on gibiydi, her ne kadar aklımızda Girne sahile gitmek olsa da en başta İpek olmak üzere, hiç birimizin bedeni buna izin vermedi. İpek günün yorgunluğunu uçakta uyuyarak atar diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Uykusuz ama çok şükür ki sorunsuz vardık Kıbrıs’a. (Tabi bunda benim binbir çeşit alternatif oyalanma eşyası ile doldurduğum dev çantanın payı var 🙂 ) Sekizdeki Kıbhas (Kıbrıs’ın Havaş’ı) ile Girne’ye gitmeyi hedefliyorduk ancak otobüsü yarım saat ile kaçırdık, diğeri 1 saat sonra olduğu için beklemeden taksiye attık kendimizi. İpek daha fazla dayanamadı ve takside kucağımda uyuyakaldı. Otele vardığımızda arabadan inme, odaya çıkma gibi anlarda bile uyumaya devam edince biz de kendimizi yatakta bulduk. Dinlenmeli ve yarına enerji toplamalıydık.

İkinci Gün: Bugünkü hedefimiz Lefkoşa ve Girne’yi dolaşmaktı. Sabah kahvaltının ardından Lefkoşa dolmuşlarını bulmak için yola koyulduk. İpek’in arabası dolmuşta biraz yer kapladı ama indir kaldır idare ettik bir şekilde. Girne Kapısı’ndan başladık gezmeye. Nedense başlangıcımız olaylı oldu, bir an devamı da böyle devam edecek sanıp panik oldum ama yarım saatlik minik bir krizmiş. İpek güneş geliyor dedi, süt içerken önce koltuğu indirin dedi, sonra kaldırın dedi, bulamadık bir orta yol. Öyle böyle derken memnun oldu minik hanım ve başladık gezmeye. Lefkoşa yıkık dökük tarihi binalarıyla bana Sicilya’yı hatırlattı. Binalara restorasyon yapılsa bence çok güzel ve turistik olabilecek bir yer Lefkoşa. Bu hali de güzel ama potansiyelinin hepsi bu değil bence. Hava oldukça sıcaktı ama bizi bunaltmadı. Tüm tarihi yerleri gezdik, bana en farklı gelen yer sınır oldu, tel örgünün arkasından ayrı bir ülkeyi bu kadar yakından görmek değişik bir deneyimdi. Karnımızı doyurmak için kafeye oturduğumuzda saat beşe geliyordu, siparişleri alırken garson hazırlanması uzun sürecek bir sipariş alamayacağını, kapanma vaktinin yaklaştığını belirtti, bu durum bize çok garip geldi açıkçası.



Akşam Girne’ye geri döndük, ilk hedef sahil oldu. Biraz yürüdükten sonra restoranların bittiği yerde bizi bir park bekliyordu. İpek çok mutlu oldu ve kendini oyuncaklara teslim etti. Biz gittiğimizde beş altı kişilik erkek çocuk grubu kendilerince oynuyorlardı. İpek bir grup gördüğü zaman onlara katılmak istiyor, nasıl kaynaşacağını bilmese de kendi yöntemleri ile yavaş yavaş onlara dahil oluyor. Çocuklar bundan çok memnun olmadılar ama yine de İpek’le oynamaya başladılar. Oyun içinde İpek düşman oldu, onu kaydırağa çıkarmak istemediler ama bizim varlığımız çocuklar üzerinde etkili oldu ve oyun normal akışına döndü. İpek parkı çok sevdi, bir saatten fazla kaldık sanırım. Yemek için ayrıldık parktan ama İpek’in aklı orada kaldı. Dönüşte kısa bir süre tekrar oynadı parkta ve geceyi sonlandırdık, otele geri döndük.
Üçüncü Gün: Pazar günü Kıbrıs’taki son günümüzdü ama gündem yoğundu, uçak saati akşam olduğu için gün bizimdi. Adadaki diğer şehirleri ve Girne’deki uzak noktaları görebilmek için Kıbrıs Taksi vasıtasıyla tura katıldık. Kıbrıs Taksi’nin internet sitesinden katılacağımız turu önceden seçmiştik, taksi bizi onbirde otelden almaya geldi. Bu turun en güzel özelliği kişiye özel olması. Şoförümüz aynı zamanda rehberimizdi. Kendisi profesyonel rehberler kadar donanımlı olmasa da mekanlar hakkında genel bilgiler veriyordu. Eşim ön koltukta, İpek’le biz arka koltukta yata kalka gezdik o gün. Yollarda İpek’i nasıl oyalarım diye alternatiflerim hazırdı ama minnoş sakindi, pek sorun çıkarmadı bize 😁
O gün sabahtan akşama kadar pek çok yer gördük. Kimi zaman tepelerden manzaralara doyamadık, kimi zaman tarihte yaşanan acılara üzüldük, kimi zaman yapıların mimarisine hayran kaldık derken çok güzel vakit geçirdik. Turumuzu havaalanında noktaladık ve şoförümüzle vedalaştık.
Kıbrıs’ta araçsız gezmek pek mantıklı değil. Araç kiralamak istemezseniz katıldığımız turun linki aşağıda. Bütçe ve vaktinize göre kısa ya da uzun pek çok seçenek var sitede. İncelemenizi tavsiye ederim.
http://www.kibristaksi.com/kibris_turu.php



Gün boyunca yaşadığım en büyük sıkıntı kendi yarattığım oldu. St.Hilarion kalesine tırmanmak epey güç istiyordu, 400 küsür basamak😁 Bunu başarabilmek için yükü az tutayım mantığıyla eşimin uyarmasına rağmen İpek’in seyyar tuvaletini yanımıza almadım. Daha yeni yapmıştı ve kısa zamanda yapmaz diye düşündüm ama yanılmışım. Belli bir noktaya kadar hepimiz beraber tırmandık, sonra İpek yoruldu, İpek’in yanında kalarak dönüşümlü olarak yukarıya çıkmaya karar verdik. İlk olarak eşim çıktı, ben İpek’le kaldım. Taşla sopayla oynarken birden “kakam geldi “ demez mi… O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yanımızdaki çantaya elimi attım ki, yanımızdaki oyuncak çantası, temel ihtiyaçların olduğu çanta arabada. Her zaman o çantayı yanımızdan ayırmam , bir kere almadım ve lazım oldu. Hızlıca ihtimalleri düşünmeye başladım; İpek’i alıp arabaya gitmek en iyisiydi ama eşim bizi göremeyince merak eder ve tekrar bilet parası vermeyelim diye bunu yapmadım. Akılsız başımın cezasını çekmeliydim 🙂 Çantaya baktım, bulduğum poşeti lazımlık yaptım, kuytu bir köşe bulup operasyona başladım. Sanırım İpek rahat edemedi ve sadece çiş yaptı. Bu yaşadıklarım bana unutulmaz bir ders oldu, bundan sonra biz nereye tuvaletimiz oraya 🙂

Bu seyahatten çıkarımlarım:
- Kriz anları için gerekli olabilecek tüm malzemeler önceden temin edilmeli, son güne, son ana bırakılmamalı, yoksa gelir pişmanlıklar.
- Çocuğunuza ait tüm bakım ürünleri her daim yanınızda olmalı.
Kıbrıs gezilecek yerler :
- Lefkoşa Kent Surları ve Girne Kapısı: Tarihte ve günümüzde şehrin giriş ve çıkış noktası olan Girne kapısı Lefkoşa’yı gezmeye başlamak için en ideal yer. Şehirlerarası dolmuşların da ilk durağı. https://goo.gl/maps/RYheSHHinao
- Samanbahçe Evleri: Tarihte maddi durumu kötü insanlar için yapılmış toplu konut projesidir. Restore edilmiş halleri ile tek katlı, beyaz badanalı, renkli kapılı güzel evler Lefkoşa’da görülecek yerler arasında. https://goo.gl/maps/1ELJ6N2erYs
- Venedik Sütunu: Venedikliler döneminden günümüze gelen sütun Atatürk Meydanı’nda yer alıyor. https://goo.gl/maps/mF9QpmLEbLw

- Kumarcılar Hanı: Halk arasında “Seyyar Çalgıcılar Hanı” yada “Kemaneciler Hanı” olarak da biliniyor. Bunun sebebi; düğünlere giden çalgıcıların beklediği yerin buraya yakın olması imiş. Gittiğimiz dönemde burada restorasyon çalışmaları vardı, zannedersem restorasyon sonrası Büyük Han gibi bir yapıya dönüştürülecekti. https://goo.gl/maps/gEnUKmjvZUF2

- Büyük Han: Kıbrıs’ın en büyük hanlarından olan yapının ortasında cami bulunuyor. Alt katta yer alan restoranlarda karnınızı doyurduktan sonra handaki diğer dükkanlarda çeşitli antika, elişi ürünleri inceleyip alışveriş yapabilirsiniz. Lefkoşa’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden. https://goo.gl/maps/tfU24mMTpX82


- Selimiye Cami: Kıbrıs’ta sonradan camiye çevrilen ibadethanelerden biri. Eski adı St.Sophia Katedrali imiş. Lefkoşa’da merkezi bir konumda. Oldukça gösterişli bir yapı. https://goo.gl/maps/LpY6w8g7Tvv

- Bandabulya(Kapalı Çarşı): Bir diğer adı ile Belediye Çarşısı. Lefkoşa’da kurulan ilk sebze çarşısı olma özelliği taşıyor. Kıbrıs’a ve Lefkoşa’ya özgü meyve, sebze ve baharatlar satışa sunuluyor. 2012 yılında Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bir proje ile restore edilmiştir. https://goo.gl/maps/wb2QuKgDDho

- Yiğitler Burcu: Bence Kıbrıs’ın en ilginç noktalarından biri ve Lefkoşa’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Aslında burası bir park. Burayı ilginç kılan nokta; Güney Kıbrıs ile aranızda sadece örgülü tel olması. İki ayrı ülke ve iki ayrı hayat tel örgü ile ayrılmış durumda. Maalesef gördüğüm kadarıyla, Güney kesim ne kadar bakımlı ve güzel iken Kuzey ise bir o kadar bakımsız. https://goo.gl/maps/nf5WsQgeuc22

- Girne Sahili ve Kalesi: Girne sahilde gezmeye başlamak için en iyi noktalardan.Vaktimiz olmadığı için biz kaleyi gezemedik. İhtişamlı duruşu ile bize kendini hayran bıraktı. Girne sahili çeşitli restaurantları, çay bahçeleri ile güzel vakit geçirmek için doğru adres. https://goo.gl/maps/SYcPmjur9ay
- Bellapais Manastırı: Girne’de yer alan müthiş bir şehir ve deniz manzarası olan manastır. Gotik mimari ile inşa edilmiş manastır günümüze ulaşmış hali ile bile çok etkileyici. Manastır etrafındaki dar sokaklar çok sevimli ve gezilesi idi, günün devamında yoğun bir programımız olduğu için gezemedik 🙁 https://goo.gl/maps/vp9KEhsDY5N2
- Karaoğlanoğlu Şehitliği: Girne’deki en hüzünlü yerlerden biri. Kıbrıs Harekatı sonucunda ölen askerlerin anısına yapılan mezarlık. Burada Barış ve Özgütlük Müzesi de var fakat pazar günleri kapalı olduğu için ziyaret edemedik. Terasından denizi seyrettik uzun uzun. Bu bina Harekat’ın başladığı gün karargah olarak kullanılmış, bu anıyı ölümsüzleştirmek için günümüze müze olarak gelmiş. https://goo.gl/maps/KseQbf3z2LM2
- Yavuz Çıkartma Plajı: Girne’ye 10 km uzaklıkta yer alan Alsancak kasabasındadır. Kıbrıs Harekatı’nın başlangıç noktası olan plajdır. Geçmişin anısına burada bir anıt yer almaktadır.
- St. Hilarion Kalesi: Beşparmak dağları’nın kuzey eteklerinde yer alan kaleden büyüleyici bir Girne manzarası var. Biz çıkamadık ama zirvesine ulaşabilmek için 400’den fazla basamak tırmanmak gerekiyormuş. Benim bulunduğum noktadan bile manzara müthişti. Buraya gün batımında gelmek harika bir deneyim olacaktır. https://goo.gl/maps/MtGA9W9xUgK2



- Kapalı Maraş Bölgesi: Bir dönem tüm dünyanın gözde tatil bölgesi olan Mağusa’da yer alan bu bölge şu an hayalet şehir gibi maalesef. Harekattan sonra yapılan anlaşmalar sonucu bölge yerleşime kapatılmıştır. Askerler ve orduevinin yanındaki öğrenci yurdunda kalan öğrenciler haricinde kimse bölgeye giriş yapamıyor. Böylesine güzel bir sahilde binaların çürüyüşünü görmek insanın canını yakıyor gerçekten. Günümüzde binaların önündeki sahilden denize girmek mümkün. https://goo.gl/maps/u3eLzE6qdBE2
- Lala Mustafa Paşa Cami: Mağusa’nın kalbinde yer alan yapı katedrale minare eklenerek camiye çevrilmiştir. Gotik tarzda yapılan caminin mimarisi oldukça etkileyici. https://goo.gl/maps/WpUt4cxvv422
- Namık Kemal Zindanı: Mağusa’da aynı isimli meydanda yer alan Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” oyunundan dolayı sürgüne gönderilmesi ile kaldığı binadır. https://goo.gl/maps/HosV7XvhTSA2
- Salamis Harabeleri: Mağusa şehrine 6 km uzaklıktaki Roma dönemine ait antik kent. Kapanışına yakın oraya vardığımız için görevliden rica ederek hızlıca gezebildik. Tarih meraklıları için cazip bir yer. https://goo.gl/maps/itq2gjH1axG2
- St. Barnabas Manastırı (İkon ve Arkeoloji Müzesi): Buraya hava vardığımızda manastır kapanmıştı, sadece dışarıdan görebildik. Manastır Salamis Harabeleri’ne yakın bir noktada. https://goo.gl/maps/6qV5GCq48QB2