Yalnız/Çocuksuz/Çift Gezgin okuyucularımız, sizler için gezi notları ve harita konumları alt kısımda😁
En maceralı, çılgın ve bitkin düştüğümüz gezilerimizden biriydi sanırım 🙂 Gezilecek yerler ve yapılacak aktivite sayısı epey çoktu. Daha planlama yaparken hepsini yetiştiremeyeceğimizi tahmin etmiştik ancak bu kadarını düşünmemiştik, tatilin başlamasına yakın ailecek hastalanmamız ve tatilde yaşanan anlık aksilikler sebebi ile planın epey gerisinde kaldık. Bu sebeple içimizde kalan yerlerdendir Lizbon. Bir gün tekrar kampanyalı bilet bulursak Lizbon yollarına düşeceğiz 😀
Tatilden önceki gece eşim kulak ağrısı sebebiyle acile gitti. Bende de yoğun bir burun akması ve ses kaybı vardı. İpek de hastalıktan yeni çıkmıştı. Lizbon sokaklarının fiziki zorluklarına bizim hastalıklar da eklenince değişik bir tatil geçirdik.
Birinci Gün: İlk günün büyük çoğunluğu yollarda geçti maalesef. Hem uçak öğlen saatlerinde ayrıldı İstanbul’dan, hem de yolculuk süresi uzundu (4,5 saat civarı). Tüm bunların üstüne Lizbon’un bayır baca olduğunu bilmemize rağmen gereksiz kahramanlık yapmamız ile zaman kaybettik. Bunda offline çalışan haritanın payı da var. Eşimin izlediği güzergaha göre çok zorlanmadan otele varacaktık ancak haritada olan geçiş gerçekte yoktu. Hal böyle olunca bayırları ine çıka dolanmak zorunda kaldık. Yorucu bir maceraydı.

Toparlandıktan sonra kendimizi sokaklara attık. Otelin önündeki bayırdan indiğimizde Avenida de Liberdade’ye ulaşıyorduk. Karnımızı doyurduktan sonra şehrin en turistik noktalarını gezmeye başladık.
Lizbon sardalyası ile meşhur. Rossio Meydanı’nda sardalya üstüne rengarenk bir dükkan var. Adı O Mundo Fantastico da Sardinha. Gezmesi çok keyifli bir yer. Kutusunun üstünde doğum tarihiniz ve o yılda doğan ünlünün adının yazdığı sardalyalardan alabilirsiniz. İpek için 2013 olanını aldık. İsteyip de burdan bir şey alamazsanız havalimanındaki dükkanından alabilirsiniz. Meydandaki dükkanın konumu ve internet adresi aşağıda:
https://goo.gl/maps/jZHmWaSLJXLq3aNX6
https://www.mundofantasticodasardinha.pt/

Meydana yakın bir diğer turistik nokta Ginjinha isimli küçücük dükkan. Burası vişne likörü ile meşhur. Hem yerel halk hem turistler için popüler bir yer, önünde uzun kuyruk olabiliyor kimi zaman. Shotlar şeklinde servis edilen likörü beğenirseniz, şişelerde satın alabilirsiniz.
https://goo.gl/maps/B6xZryBRrT2f4f4y9

Buradan Rua Agusta’yı geçip Ticaret Meydanı’na ulaştık. Hava karardığı için hava serinlemişti, kendimizi çok zorlamadan Bairro Alto sokaklarını dolaşarak dönüşe geçtik. İlk “nata”mızı bu bölgedeki Mandeigaria’dan yedik. Nata Lizbon’a özgü bir tatlı. Planlama sırasında okuduğum bloglarda bu tatlının fotoğrafını o kadar görmüştüm ki, yemek için sabırsızlanmıştım. Ama kader bu ya, hastalıktan dolayı tat duygumu kaybetmiştim😔 Büyük bir heyecanla ağzıma attığım natadan pek bir şey anlamadım ama eşim beğendi.
https://goo.gl/maps/9vGktLoGwjzZx4SFA
İkinci Gün: Tüm günümüz Sintra, Cabo da Roca ve Cascais şehirlerinde geçti. Buralarla ilgili detayları “Sintra Gezi Rehberi” sayfamızda bulabilirsiniz.
https://www.gezipek.com/category/sintra/
Akşam trenden indikten sonra otele dönüş yolunda Rua Garrett ve çevresini gezdik. Burada bir çok mağaza ve kafe var. Hatta Lizbon’un en ünlü kafesi Cafe A Brasileira da burada. Cafe önünde Portekiz ünlü yazar Fernando Pessoa’nın heykeli var.
https://goo.gl/maps/rycZ4psJEjDX1SELA
Üçüncü Gün : Son gün için ajandamız çok yoğundu. Erkenden kalkıp yollara düştük ama gün sonunda listemizde yapamadıklarımız vardı ☹️ İlk hedefimiz Castelo de Sao Jorge oldu, epey uzakta gözüküyordu ama gençliğimize(!), sokakların cazibesine ve erken saatte yola çıkmamıza güvenerek araca binmedik. Bayırları iniyoruz, çıkıyoruz, yol bir türlü bitmiyordu, yaklaşamıyorduk bile kaleye. 1-1,5 saatin sonunda baktık ki yol alamıyoruz, pes ettik, otobüse binmek üzere Figueria Meydanı’na yöneldik.

Öncesinde Rua Augusta caddesinde yer alan dondurmacı Amorino’ya uğradık. Dondurmalar gerçekten lezzetliydi, tavsiye ederim. Bir şubesi de Chiado taraflarında.
Enerjimizi depoladıktan sonra otobüs durağına gittik, kuyruğa girdik. Kuyruk makul uzunluktaydı, gelen ilk otobüse bineriz diye düşünüyorduk (737 numaralı otobüs). Epey uzun süre otobüs bekledik, bu yetmiyormuş gibi gelen otobüse de binemedik. Neden mi? Çünkü otobüs çok küçüktü, minibüstü diyebiliriz. İpek’in arabası ile ona binmemiz imkansızdı. Boşa vakit kaybettiğimize mi, kaleye kolay gitme seçeneğimizin kalmadığına mı üzülsek bilemedik.

Malum Lizbon’un sarı renkli tramvayları çok meşhur ve bunlardan 28 numara en popüler olanı. Lizbon’un en turistik noktalarını dolaştığı için binmenin zor olduğunu duymuştuk. Tramvayların küçük ve dar olması bizim kullanmamızı da engelliyordu ama şansımızı bir deneyelim diye ilk durağa gittik. Ama o da ne, orda da bir uzun kuyruk! Şaşırdınız değil mi? 😀 Hal böyle olunca tabana kuvvet dedik ve tramvayın izlediği rotayı takip ederek tırmanışa geçtik.
Aslında yol çok da yorucu değilmiş. Bir süre tramvayı, sonra kale oklarını takip ettik ve kısa sürede kaleye vardık, ilk başta bunu yapsaymışız, günümüz daha verimli geçebilirmiş. Yol sırasında İpek’le tramvay ve tuk tuk yakalamaca oyunu oynadık 😀 Biz fotoğraf çektikçe İpek de kendi makinası ile fotoğraf çekti, zahmetsiz keyifli bir süreç oldu bizim için.
Kaleye giden yolları gördükçe otobüsün neden küçük olduğunu da anladık, çünkü yollar daracık. Kocaman otobüs olsa manevra yapması çok mümkün olmazdı. Kale önüne gelince bilet kuyruğu yine upuzundu. Buraya gelene kadar çok vakit kaybettiğimiz için kalenin içini direk pas geçtik.
Kale online bileti için internet adresini ziyaret edebilirsiniz, ben seyahat öncesi de siteyi çözememiştim, şimdi de anlamadım, belki siz bilet alabilirsiniz, linki aşağıda :
http://castelodesaojorge.pt/site/en/tickets-schedule-and-information/

Kalenin etrafı çok sevimli, pek çok hediyelik eşya satan dükkan var, alışverişimizin çoğunu buradan hallettik.
Buradan sonra kendimizi Alfama sokaklarına bıraktık. Kalenin hemen alt tarafında, aşağıda resmi bulunan seyir terası ile güneşin ve manzaranın tadını çıkardık. Portekizce’de Miradouro kelimesi seyir terası anlamına geliyormuş, şehirde bu ismi yazan tabelelaları takip ettiğinizde böyle enfes manzaraları seyretme şansı elde ediyorsunuz.
En ünlü seyir terasları: Sao Pedro Alcantara (buraya Elevado da Gloria ile çıkılabiliyormuş) , Miradouro da Santa Catarina ( Barrio Alto’dan buraya ulaşabilirsiniz. Terastan aşağı inince Cais do Sodre tren istasyonuna varılıyor), Miradouro da Graça, Miradouro da Santa Lucia, Miradouro das Portas do Sol, Miradouro da Nossa Senhora do Monte.

Alfama sokaklarını dolaşmak oldukça keyifli. Alfama demek; bol yokuş, dar sokaklar, seramik kaplı evler ve Fado sesleri demek. Fado, Portekiz’e özgü bir müzik türü. Fado hüzün, özlem, isyan gibi duygular barındırıyor. Alfama bölgesinde bir çok ünlü Fado evi bulunmakta. İnternette gördüğüm kadarıyla Fado dinlemenin de ayrı bir ritüeli varmış; karanlık denecek kadar loş bir ortamda sadece müzisyene odaklanmak gerekiyormuş, bu esnada yemek yemek hoş karşılanmıyormuş mesela. Dinlemeye giderseniz aklınızda olsun.

Buradan Lizbon Katedrali’ne ulaştık. Önündeki küçük meydan çok sevimliydi. Lizbon’un bir diğer simgesel ulaşım araçlarından tuk tuklar müşteri bekliyorlardı. Tramvay kullanamadığımız için tuk tuk bizim ihtiyacımızı karşılıyordu ama fiyatları çok makul olmadığı için maalesef kullanmadık.

Katedralin hemen yanındaki sokaktan az aşağıda Pois Cafe var, burası hakkında pek çok yerde olumlu yazılar okumuştuk. Karnımız acıkınca burada mola verdik. Ortamı farklı ve samimi, sandviçleri de oldukça lezzetliydi.
https://goo.gl/maps/HUaDehJXRe1P8YEcA
Karnımızı doyurduktan sonra sokaklara gire çıka Belem’e gitmek üzere Ticaret Meydanı’na yöneldik. Belem’e 15 numaralı tramvay ile ulaşabilirsiniz, İlk durağı Figueria Meydanı, bir durak da Ticaret Meydanı’nda var. Biz acele ettikçe kader bize sorun çıkarıyordu, tramvay bileti almak için eşim epey dolandı, meydandaki metro istasyonuna gitti, orası da geniş bir alanmış, onu epey beklemek zorunda kaldık.
Biletlerimizi aldık, herşey tamam dedik, başladık beklemeye. Bu sefer üst üste küçük olan nostaljik tramvay geldi, arabımız sebebiyle binemedik. Yine uzun bir beklemeden sonra bizim için binilebilir tramvay geldi ve mutlu sona ulaştık. Tramvayın içindeki bilet makinasını görünce eşimle birbirimize bakıp gülmeye başladık. En başından beri boşuna çabalayıp yine vakit kaybetmişiz 🙂
Vardığımızda saat epey geç olmuştu, bu sebeple ilk olarak sahile yöneldik. Güneş batarken Torre de Belem çok güzel gözüküyordu. Sahil oldukça kalabalıktı, herkes çimlerde keyif yapıyordu.

Sahil keyfinden sonra Kaşifler Anıtı’na yöneldik. Buranın tepesine çıkıp manzara keyfi yapmak istiyorduk fakat vardığımızda kapanmıştı ☹️ Kule ve önünde yer alan dünya haritası ile fotoğraf çektirmekle yetindik maalesef.
Gözümüzü doyurduktan sonra sıra midemize gelmişti. Çoook meşhur pastaneye gidip nata yemek için sabırsızlanıyorduk. Belem pastanesi sahilin karşısında kalıyor. Asansörü olmayan alt geçitten arabamızla geçmek biraz yorucu oldu ama nata için buna değerdi 😀
Tramvayla gelirken pastane önünde epey uzun bir kuyruk vardı ama biz oraya vardığımızda kuyruk yok denecek kadar azdı. Ama içerisi epey doluydu. Pastane içiçe pek çok salondan oluşuyor ama biz araba ile rahat edebilmek için giriş masalara oturmak istedik, bu sebeple 10 dakika kadar bekledik. Yazının başında belirttiğim gibi hastalıktan dolayı ben tadını pek alamadım ama övgülerle bahsedilen lezzete kavuştuğuma sevindim.
Denilene göre; natanın tarifini sadece üç kişi biliyormuş ve bu üç kişi aynı anda seyahat etmiyorlarmış 🙂 Pastane fiyatları gayet uygun, natanın fiyatı 1 eur’dan biraz fazla idi.
Nata keyfinden sonra dönüşe geçtik. Otele gitmeden önce Time Out Market’e uğradık. Saat geç olduğu için meyve pazar kısmı kapanmıştı, restoran kısmı ise epey doluydu. Biz bir şey yemedik, ortamın havasını koklayıp, otele doğru yola çıktık.
Dördüncü Gün : Dolaşmak için vaktimiz yoktu, hazırlanıp yola düştük. Gelirken yaşadığımız zorlukları tekrar yaşamak istemediğimiz için taksi ile gittik havalimanına. 10 eur civarında bir tutar ödedik, baştaki sıkıntımıza değmezmiş.
Bu seyahatten çıkarımlarım :
Okuduğun bir sürü blog, izlediğin onca video Lizbon’un bayırlarından dem vuruyor ise, inadı bırak, kendine güveni abartma😀
Çocuk arabası ile Lizbon imkansız değil ama zor ve yorucu. Küçük/baston çocuk arabası ile gelmeli yada çocukları yürütmeli 🙂
Lizbon gezilecek yerler :
Avenida de Liberdade : Dünya markalarının yer aldığı alışveriş caddesi. Gezmek isterseniz bayırdan daha az etkilenmek için Marques Pombal Meydanı’ndan başlamalısınız.
https://goo.gl/maps/KBxWDBVAUju7xsqf9
Rossio Meydanı : Avenida de Liberdade caddesinin sonunda yer alıyor. Buranın diğer adı Praça Dom Pedro IV imiş. Hareketli, önemli ve oldukça merkezi bir meydan. Sintra’ya giden trenler bu meydandaki istasyondan hareket ediyor. İstasyonun mimarisi de çok hoş.
https://goo.gl/maps/hmt277BkbTdqcH266
Figueria Meydanı : Rossio Meydanı’nın yakınındaki başka bir meydan. Geniş ve kafelerin olduğu bir alan. Buradan kale için otobüse ve Belem için tramvaya binebilirsiniz, her ikisinin de ilk durağı.
https://goo.gl/maps/3upUxD9aaRB3A4y57
Rua Augusta : Rossio Meydanı ile Ticaret Meydanı arasında kalan cadde. Trafiğe kapalı olan bu caddede hediyelik eşya almak için pek çok dükkan var.
Ayrıca balıksever biri iseniz, morina balığından yapılan ‘bacalhau’ isimli lezzeti de tadabilirsiniz. Biz yemedik ama gördüğümüz kadarıyla patates ile balık karışımının, içli köfte görünümlü olanı diyebiliriz. Cadde üstünde adını hatırlayamadığım ünlü bir dükkan vardı.
https://goo.gl/maps/kSBN4SbPPrzHnXmK9
Ticaret Meydanı( Praça do Comercio) : Rua Augusta Caddesi’nin sonunda nehire ulaşmadan önceki geniş meydan. Meydandan 25 Nisan Köprüsü manzarası da oldukça hoş.
https://goo.gl/maps/Lbyh1QjGq9mB2KbA7
Elevator de Santa Justa: Burası Rua Augusta’nın paralel sokağında yer alıyor. Lizbon, bayırları ile popüler olduğu için bu asansör hayatı kolaylaştıran faktörlerden biri. Asansör ile Baixa bölgesinden Largo do Cormo bölgesine ulaşabilirsiniz.
Asansör ücretli, “yukarı çıkıp sadece manzaraya bakacağım” derseniz daha makul bir ücret ödüyorsunuz. Ama benzer manzarayı seyir teraslarından da bedava görebilirsiniz diye okudum.
Önündeki kuyruğu görünce ve yukarıda bahsettiğim durumları da göz önüne alınca yukarıya çıkmadık. Lizbon kadar kuyrukta beklemeli bir yere denk gelmemiştik. Belki de bizim şanssızlığımız. Kuyruklar yordu bizi.
https://goo.gl/maps/GNCfSvDjAWQ3UbVL8

Rua Garrett : Buraya Baixa-Chiado durağında inerek ulaşabilirsiniz. Oldukça hareketli yerler, gezmesi keyifli, ara sokaklarında güzel fotoğraflar çekilebilir.
https://goo.gl/maps/d6JkbrhcY23RxW1eA
Bairro Alto : Lizbon İstanbul’a benziyorsa, burayı da Asmalımescit’e benzetebiliriz. Gençlerin, öğrencilerin vakit geçirdiği, gece hayatının merkezi diyebileceğimiz yerler, akşamları daha hareketli bir bölge. Burası bir bölge olduğu için nokta atışı konum vermek doğru olmaz ama her sokağı ayrı eğlenceli, fırsatınız olursa mutlaka uğrayın.. Burada Brezilya kokteyli olan “caipirinha” içilmesi öneriliyor.
Mercado da Riberia – Time Out Market : Cais do Sodre tren istasyonuna yakın. Bir çok restoranın bir arada bulunduğu, aynı zamanda meyve, sebze ve çiçek pazarı olan bir alan. Her türlü mutfağa ait restoranı bulabilirsiniz.
https://goo.gl/maps/aqQtjFK1iGHqHBSf7
Pink Street : Adından da anlaşılacağı gibi tabanı pembe renkli bir sokak, bunun dışında pek de bir özelliği yok, sokaktaki kafelerde vakit geçirebilirsiniz. Bairro Alto bölgesine geçerken uğrayabilirsiniz.
https://goo.gl/maps/jsCtg8RcD8nP1w6k9
Castelo de Sao Jorge : Lizbonu kuşbaşı seyredebileceğiniz noktalardan biri ama yolunun bol yokuşlu ve bilet kuyruğunun uzun olduğunu unutmayın. Otobüs ve 28 numaralı tramvay ile ulaşmanız mümkün, kendinizi çok da yormayın.
https://goo.gl/maps/3tvYKa3LrBy18n8S7

Alfama : Baixa’nın komşu bölgesi. Sokaklarında kaybolarak gezmek çok keyifli. 28 numaralı tramvay buralarda dolaşmakta.
https://goo.gl/maps/f59EakADfr6o2PK2A

Lizbon Katedrali : Se Katedrali olarak da anılıyor. Biz göremedik ama gece ışıklı hali de oldukça güzelmiş.
https://goo.gl/maps/YLS683ZquemB6kPD9

LX Factory : Burası kumaş fabrikası iken sanat ve eğlence merkezine dönüşmüş. Keyifli bir yer olduğunu okumuştum ama gitmeye vaktimiz yetmedi. 25 Nisan Köprüsü’nün altına denk geliyor yeri. Ler Devagar isimli kitapçı oldukça ünlü, uçan bisiklet figürü ile dikkat çekiyor.
https://goo.gl/maps/V827fTJBMppSuPGY9
25 Nisan Köprüsü : Adını yaşanan Karanfil Devrimi’nden almış. Lizbon ile İstanbul arasndaki benzerliklerden biri de bu köprü.Ama kırmızı görüntüsü ile Golden Gate Köprüsü’ne benziyor. Köprü, Almada ile Lizbon’u birbirine bağlıyor.
https://goo.gl/maps/m6uUske4JcqqwzXCA
Cristo Rei : 25 Nisan Köprüsü’nün hemen yanında, Almada’da tepede yer alan büyük İsa heykeli. Heykel 110 metre yüksekliğinde, Lizbon’dan da rahatlıkla görülüyor. Tepeden köprü ve Lizbon manzarası çok güzelmiş. Buraya gelebilmek için; Cais de Sodre’den feribotla karşı kıyıya geçilmesi gerekiyor. Oradan da otobüs ile heykele ulaşlıyor.
https://goo.gl/maps/nHAf8sjdbZf4DdDq8
Belem: Lizbon’nun 5 km batısında yer alan mutlaka görülmesi gereken turistik bölge. Bu gezi hem mideye hem göze hitap ediyor. Natanın en meşhur pastanesi burada.
https://goo.gl/maps/Rwp4sAbKv8zEsHzLA
Torre de Belem : Belem’de yer alan Vasco De Gama’ya adanan kule. Lisboa Card dahilinde giriş ücretsizmiş. Buranın girişinde de uzun kuyruklar olabiliyormuş maalesef.
https://goo.gl/maps/bxtLpRwWN9uEFLJXA
Kaşifler Anıtı : Torre de Belem’in az ilerisinde yer alan anıt. Portekiz için önemli kişilerin heykelleri yer almaktadır anıtta. Buranın tepesine çıkabilirsiniz. Anıtın hemen yanında yerde dünya haritası var, bu haritada Portekizli’lerin dünyada nereleri keşfettikleri gösterilmekte.
https://goo.gl/maps/6AoVHy4TPiTSaQQb9
Jeronimos Manastırı : Mimarisi oldukça etkileyici, içinin de aynı şekilde olduğunu okumuştum. Torre de Belem bileti ile manastır biletini kombine alırsanız daha uygun fiyatlı oluyormuş.
https://goo.gl/maps/jWM9YESedE4jxzFv8
Pasteis de Belem : Belem’ e gelip burada nata yenmeden dönülmez. Fiyatları gayet makul. Paket servisi de var. Nata ılık yenmeli, paketi iyi olmuyor diye okumuştum ama soğuk halini de beğendim
https://goo.gl/maps/n7J3jXxXZ4YcBMnF9
Parque Eduardo VII : Avenida de Libardade’nin başlangıcında yer alıyor diyebiliriz bu park için, Marques de Pombal metro istasyonu’ndan kolayca ulaşabilirsiniz. Parkın kuzey bölgesinde Lizbon’un modern yüzünü görebilirsiniz.
https://goo.gl/maps/wZeGVhr3vo7bHsos6
Parque das Nacoes bölgesi : Avrupa’nın en uzun köprüsü olan Vaso da Gama Köprüsü ve Akvaryum varmış bölgede. Bizim görme için fırsatımız olmadı maalesef.