Yalnız/Çocuksuz/Çift Gezgin okuyucularımız, sizler için gezi notları ve harita konumları alt kısımda 🙂 diyemiyorum bu sefer çünkü köyler çok minnak ve sokaklarda kaybolarak gezmek en keyiflisi.
Güzergah : EuroAirport Basel-Mulhouse-Freiburg – Eguisheim – Kaysersberg – Obernai – Mont Sainte Odile – Ottrott – Barr – Riquewihr– Haut Koenigsbourg Şatosu- Selestat- Andlau – Itterswiller- Dambach-la-Ville – Ribeauvillé – EuroAirport Basel-Mulhouse-Freiburg
2017 yılında Colmar’a gelip bu rotada en güzel köyler olarak söylenen Riquewihr ve Ribeauville’yi gezmiştik, bir günümüzde de hızlandırılmış Strazburg turu yapmıştık.
Bir önceki seyahat yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
İsviçre’den uzun vize alabilmek için Pegasus kampanyasından Basel bileti almıştık. Vize evraklarına Basel otel rezervasyonları ekledik ancak Basel otel fiyatları çok yüksek olunca buradan nereye gidebiliriz diye düşündük ve aklımıza ilk gelen yer Colmar ve çevresi oldu.
Burası bizim için güzel bir tercih oldu, görmediğimiz diğer köyleri görebilme imkanı ile geçmişi yadetme, gördüğümüz güzel yerleri tekrar görebilme şansı elde etmiş olduk.
Bu seyahatte yalnız değildik. Marsilya gezisinde teyzemlerle yollara düşmüştük, devamını Münih ile getirecektik ancak pandemi buna engel olmuştu. Pandemi sonrası maceraya Colmar ile devam edebilme şansımız oldu.
Bir önceki seyahatin aksine bu sefer araç kiraladık. Hedefimiz aynı güne pek çok köy sığdırmak olduğu için hızlı hareket edebilmek adına toplu taşıma yerine araç kiralamayı tercih ettik. Gezi sonunda doğru bir karar olduğunu anladık, yoğun gündemler için araç daha iyi bir tercihmiş. Otopark için endişelenmenize gerek yok, köylerde “payant” yazan her yere ücretini ödeyerek aracınızı bırakabilirsiniz. Bizim gibi ücret ödemek istemiyorsanız daha arka sokaklara, köye biraz yürüme mesafesindeki noktalara da park etmek mümkün.

Uçuşumuz Avrupa’daki grevler ve İstanbul’daki radar sorunundan dolayı rötara girdi, toplamda iki saat kadar geç varmış olduk otele, bu durum gezinin ilk gününü biraz sekteye uğrattı.
Bu sefer diğer gezimizin aksine merkez yerine şehrin biraz dışında Ibis Colmar Est’de kaldık. Otelin bulunduğu bölge Horbourg olarak geçiyor, araçla ulaşım oldukça kolaydı, çok kısa bir sürede Colmar’a ulaşabiliyorduk. Otel yeşil tarlaların ortasındaydı, oda manzaramızı çok sevdik.
https://goo.gl/maps/3oz7vA1VzM9PuuP3A
1. Gün : Eguisheim – Kaysersberg
Otele varıp toparlandıktan sonra Eguisheim’e gitmek üzere yola düştük. Burası Colmar’a oldukça yakın, onbeş dakika kadar kısa bir sürede buraya ulaşabilirsiniz. Köye yürüme mesafesi uzaklığa aracınızı ücretsiz olarak park edebilirsiniz.
Köy daire şeklinde, gezmek oldukça kolay ve keyifli. Evleri, sokakları incelerken bir bakmışsınız başladığınız noktadasınız.

Buranın çok ikonik bir noktası var, Yanda buranın görselini bulabilirsiniz. Seyahat öncesi buranın o kadar çok fotoğrafını görmüştüm ve orada olmak için öyle heveslenmiştim ki, sanırım farkında olmadan beklentimi yükseltmişim, evi görünce biraz hayal kırıklığına uğradım.
Şansımıza hava kapalıydı, güneşin olmayışı da görselliği etkiliyor maalesef.
Mevsim olarak da evlerde çiçekler yoktu, belki bu da evleri daha az cazibeli yapıyordu.
Ama etraf o kadar sakindi ki, kimseler olmadan, rahatlıkla güzel fotoğraflar çekebildik.
Burada harika kurabiyeler satan bir dükkan var, limonlu olanını mutlaka denemelisiniz. Günler ilerledikçe bu pastanenin diğer köylerde de şubesi olduğunu keşfettik ve kendimize ziyafet çekmeyi ihmal etmedik.
https://goo.gl/maps/nCuMNhgPocaaZ8wP7











Kaysersberg de çok güzel bir köy. Burası dağ kenarında içinden gürül gürül akan bir nehir geçen harika bir köy. Buraya geldiğimizde hava kararmıştı, bu hali ile bile köy çok güzeldi. Ancak telefonum ile çektiğim fotoğraflar başarılı olmadığı için buraya internetten aldığım bir görsel ekledim.

Burada Flamme&Co isimli yerde buranın meşhur yemeği olan tarte flambee(Flammkuchen) yedik. İnce hamurlu pizza olarak nitelendirebileceğimiz bu yemek için burada oldukça fazla çeşit vardı.
Garsonlar biz İngilizce konuştukça, ısrarla bize Fransızca cevap verdiler. Değişik bir anlaşma şekli ile dört tane sipariş ettiğimiz flambbe’ler beş tane geldi 🙂
Ama lezzeti gayet hoştu, iyi ki beş tane gelmiş dedik. Restoranı tavsiye ederim 🙂
https://goo.gl/maps/zC45XuMdPDJSxYy96
2. Gün : Obernai – Mont Sainte Odile – Ottrott – Barr – Riquewihr
İkinci güne şarap yolunun kuzeyinden başladık. İlk durak Obernai idi.
Merkezi gezmeden önce köyü tepeden gören seyir terasına gittik. Köydeki mezarlığın karşısından yokuş yukarı tırmanmak gerekiyor. Yürümek yorucu olabilir, araç ile gitmek daha pratik olacaktır.
Terasa giden yol üzüm bağlarının arasından geçiyor. Mevsim itibariyle bağlar görsel olarak çok güzel değildi ama yeşillendiği mevsimde yada bağ bozumu dönemi burası eminim şahane olacaktır.
https://goo.gl/maps/XdEqPw9oWEGnnXBH7





Seyir terasından sonra köyün merkezine geçtik, burası nispeten büyük bir köy. Binalar, sokaklar hoş, burayı beğendik, rotanıza almanızı tavsiye ederiz.







Bir sonraki durağımız hala aktif bir şekilde manastır olatak kullanılan Mont Sainte Odile oldu. Buraya çıkan yol ormanlık alandan geçiyor, yol oldukça huzurlu ve keyifli. Yol dar ve virajlı olduğu için kenarda durma şansı pek yok.
https://goo.gl/maps/TBgDAsZfYCJ7okUMA
Manastırın hemen dibinde otopark var, biz orada yer bulamadığımız için az daha geride olana park ettik, orası daha genişti. Otopark açısından sıkıntı olacak bir nokta değil.
Dini hayat canlı olduğu için etrafta bir çok yerde “Silence” uyarıları var. Sessiz bir şekilde manastırın avlusunda manzaranın tadı çıkarılabilir. Çam ağaçlı kaplı dağlar harika gözüküyor.
Burada orman içinde de yürüyüş yolları vardı, vaktiniz varsa oksijene doyacağınız bir rota sizi bekliyor.




Buradan Ottrott‘a geçtik. Burası oldukça küçük bir köydü. Yol üstünde ise uğranabilir özellikle buraya gelmeyi gerektirecek farklı bir özellik göremedik burada. Alttaki fotoğrafta yer alan ağaçların bulunduğu meydan hoştu, onun dışında kalan şeyler sıradandı.
Sarı binadaki restoran Michelin yıldızına sahipti. Köylerde bu şekilde pek çok restoran gördük. Porsiyon büyüklüğünü bilmiyorum ama fiyatları diğer restoranlara göre tabak başına 5-10 eur daha fazla idi.

Sonraki durak Barr. Buraya gitsek mi, güzel midir emin olamadık. Arabayla turlayalım, beğenirsek gezeriz dedik ve çok sevdik.
Gitmeden önce blogları okuduğumda bir süre sonra köylerin aynı gelmeye başladığını okumuştum, Bu kısmen doğru. Evlerin görüntüleri benzer olsa da köylerin yerleşim biçimleri , sokakların yapısı vs farklı, bu anlamda gördüğümüz köylerin hepsi ayrı güzeldi ve vakit varsa görülmeye değerdi.
Barr da bu anlamda belediye binasının olduğu geniş ve trafiği kapalı meydanı ile dikkatimizi çekti. Burada Obernai’den aldığımız helvaları yedik.





Merkezdeki otoparkın yamacında üzüm bağları vardı yine, görüntü güzeldi.

Günün son durağı ise Riquewihr oldu. Biz burayı bir önceki gezimizde görmüştük. Burası bölgenin en favori köylerinden olduğu için teyzemlerin de görmesini istedik ve listeye ekledik. Burada köyün dışından tepeye çıktığınızda aracınızı ücretsiz olarak park edebilirsiniz.
Köye vardığımızda hava kararmaya yaklaşmıştı, hızlı bir köy turu attık. Karanlık çöktükçe sokaklar ıssızlaştı ve dükkanlar kapanmaya başladı.
Bir önceki gezimizdeki canlı, evleri çiçekli halinden sonra bu hali bizi biraz üzdü ama yine de mutlaka görülmesi gereken şipşirin bir köy.






3. Gün : Haut Koenigsbourg Şatosu- Selestat- Andlau – Itterswiller- Dambach-la-Ville – Ribeauvillé
Gezi rotamızı kuzeyden güneye yada birbirine yakın olacak şekilde planlamıştık ama bugün için öğleden sonra yağmur olabileceği için farklı bir planlama yaptık. Tepelerde olan Haut Koenigsbourg Şatosu na öncelik verdik, haritada bir aşağı bir yukarı gider gibi garip bir durum oluştu.
https://goo.gl/maps/RRwtaaCEpuAsCv6x5
Şatoya çıkan yol yine ormanların içinden geçiyor. Özel araçla otopark sorunu olabilir diye okumuştum ama şatoya yaklaştıkça yol kenarına sağda ve solda park yerleri yapmışlar, şansımıza çok yürümeden parkedebildik.
Şatoya Selestat tren istasyonundan kalkan otobüsleri kullanarak da gelmek mümkün.
Şatoya giriş kişi başı 9 eur. Şatonun çevresini ormanın içinden patika yollardan ine çıka tam tur olarak görebiliyorsunuz. Bizim için yeterli idi, içeriye girme ihtiyacı duymadık.




Günün ikinci durağı Selestat. Bu köyü olur da şatoya toplu taşıma ile gidersek diye not almıştım, bir blog köy hakkında “sönük” yazmış, gidip gitmemekte tereddüt ettik. Barr da yaptığımız taktik ile bir tur atalım dedik ve yine sevdik burayı. Vaktiniz varsa uğramanızı tavsiye ederim.






Andlau da maalesef yağmura yakalandık. Başta hafif hafif yağsa da sonra hızını baya artırdı. Hızlıca sokaklarda dolandık ancak elimde düzgün olan tek fotoğraf yandaki ayıcığın fotoğrafı.
Şarap tadımı için Domaine Gresser isimli yeri not almıştım, burada tadımla zaman kazanırız, sonrasında yağmur diner diye düşünmüştük ama tadım yeri kapalıydı.
https://goo.gl/maps/GFpExdbSxVdtquUw9
Pazar olmasından dolayı sadece burası değil pek çok yer kapalıydı. Hal böyle olunca burada pek vakit geçiremedik.
Küçük ama sevimli bir yer burası da.
Andlau ile Itterswiller arası yol bağlar arasından kıvrılıyor, çok keyifli bir rota.
Itterswiller de de yağmur tüm şiddetiyle devam etti. Burada arabadan hiç inemedik. Burayı güzel kılan özelliklerden biri tepeden üzüm bağlarını gören teraslara sahip restoranlar olması. Buralarda oturup keyifli vakit geçirmek mümkündü ama biz yağmurda in-bin-giyin-soyun yapmaya üşendik açıkçası.

Sonraki durağımız Dambach-la-Ville oldu. Buraya vardığımızda yağmur dinmişti, güneş çıkmıştı. Burayı keyifle gezdik.
Köyün kule görünümlü bir kaç giriş kapısı var. Burası daha geniş alana yayılmış. Bazı evleri bakımsız ama yine de çok şirin, bence listeye alınmalı.



Günün son durağı Ribeauvillé oldu. Burası da yine bizim bir önceki gezide gördüğümüz ve çok beğendiğimiz köylerden, ikinci kez gelmek bizi mutlu etti.
Burada yağmur yine başladı, köy turunu oldukça hızlı yapmak zorunda kaldık ama herşeye rağmen burada olmak güzeldi. Buralara yolu düşen herkesin görmesini dilerim.



4. Gün : Colmar
Gezinin finalini Colmar ile yaptık. Uçak öncesi Colmar’ın ana noktalarını hızlandırılmış bir şekilde görmüş olduk.
Burası gerçekten çok şirin, görmenizi mutlaka tavsiye ederim.
Daha önceki yazımda gezilecek yerleri detaylı yazdığım için buraya tek tek yazmayacağım. Detaylar için yazının başında yer alan linkten bir önceki yazımıza ulaşabilirsiniz.












