Hem rezil hem vezir olduğumuz karavan maceramızın tüm detayları yazımızda 🙂 Tecrübemizin genel özeti ise en aşağıda 🙂
Karavanla seyahat çok uzun zamandır özendiğimiz ve merak ettiğimiz bir şeydi. Bunda sıkı takipçisi olduğumuz iki Youtube kanalının etkisi oldu.
İlk olarak Trail of Us kanalının beIN İZ’deki bölümlerini sonra da kendi Youtube kanallarındaki tüm bölümlerini seyrettik. Kanal son dönemde aktif değil ama var olan bölümleri siz de izlemek isterseniz kanalın linki aşağıda:
https://www.youtube.com/c/TrailofUs
Daha sonra Yolcuların Dikkatine kanalının Youtube’da yer alan tüm bölümlerini izledik. Bu kanal aktif, siz de izlemek isterseniz kanalın linki aşağıda:
https://www.youtube.com/@Yolcular%C4%B1nDikkatine/videos
Doğanın içinde olmak ve daha önemlisi doğanın içinde istediğimiz kadar kalabilmek en çok istediğimiz şeylerden biri. Bunu karavanla yapabileceğimizi farkedince “bir karavan almalı mıyız?” soruları gündeme geldi.
İnternet sitelerinde satılık karavan ilanlarını incelemeye, kimilerini favorilemeye başladık, bu kış Yenikapı’da bir fuara gittik. Karavanları inceledik, hangi iç dizayn bize uygun anlamaya çalıştık.
Karavan yaşamı başlı başına farklı bir yaşam olduğu için bu yaşamı sevip sevemeyeceğimiz hakkında benim soru işaretlerim vardı. Denemeden önce sorun olabileceğini düşündüğüm konular; dar alanda yaşamak, karavanın içi akşamları çok sıcak olursa rahat uyku uyuyamamak endişesi ve karavana eşyalarla sığıp sığamayacağımızdı. Tatilin sonunda tüm soruların cevaplarını aldık hatta karavan konusunda ne isteyip istemediğimizi az çok anlamış olduk.
Karavanımızı Dalaman Karavan Kiralama şirketinden kiraladık. Sürecin her aşamasından memnun kaldık, aklınızda böyle bir macera varsa, tavsiye ederiz. Karavanı teslim almadan önce de sonra da kafamıza takılan her konu için hep destek oldular bize.
https://dalamankaravankiralama.com

Birinci Gün : Karavanı teslim alma ve Dikili’ye gidiş
Karavan tatilimiz Sakız tatili sonrası olacaktı. Karavan şirketi Dalaman’da yer alıyor. Vaktimiz az olduğu için karavanı teslim almak için Çeşme’den Dalaman’a gitmek istemedik. Firmadan rica ettik, belli bir ücret karşılığı aracı İzmir’e getirdiler.
Teslim alma aşamasında araca dair tüm bilgiler bize verildi. Karavan hayatı konusunda acemi olduğumuz için bize göre en kritik konu elektrik ve tuvaletti. (En önemli konunun su olduğunu henüz bilmiyorduk.)
Benim niyetim eşyalarımızı karavan içi dolaplara yerleşmek, bavulu aracımızda bırakmak ve o şekilde yola çıkmaktı. Ama karavanın arka depolama alanı o kadar büyüktü ki, bavulu bagaja atıp yola devam ettik.
Karavan ile yönümüzü Dikili’ye çevirdik. Dikili’de İpek’in okul arkadaşları olduğu için burayı seçtik. Hem çocuklar bir arada olur hem de karavan maceramızda gerekirse sığınacak bir yerimiz olsun diye düşündük.
Sağolsunlar ilk akşam yemeğinde bizi evlerinde misafir ettiler. Hem çok keyifli vakit geçirdik hem de karavanda ilk gün hazırlığımız olmadığı için bizim için çok konforlu oldu.


Dikili’de vaktimizin çoğunu Alder sahilde geçirdik. Burayı arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine seçtik.
Burada bir aquapark varmış ama biz oradayken kaydıraklar sökülüyordu. Sökümden sonra oraya plaza, avm gibi bir yapı inşa edilecekmiş.
Aquaparkın aktif olmaması bize hem avantaj hem dezavantaj oldu. Biz vaktimizin çoğunu bu parkın önünde geçirdik. Park açık olsaydı burada rahat olamazdık ama park aktif olmadığı ve söküm olduğu için alana sık sık tırlar geliyordu, bizim ileri geri yapmamız gerekiyordu.
https://maps.app.goo.gl/1LiXxWZLmwbpxNkG8

İkinci Gün : Karavan Süreçlerine Alışma: Depoya İlk Su Dolumu
İlk gecemiz benim için tahmin ettiğimden çok daha rahattı. Akşamları karavan çok sıcak olur, rahat uyuyamayız diye düşünüyordum ama güneş gittikten sonra karavanın içi rahatlıyordu. Ben uyurken minik pervaneyi çalıştırdım, o da bana konfor sağladı.
Ancak İpek karavandaki sivrisinekten dolayı zor bir akşam geçirdi. Maalesef onu ısırmışlar, bu durum onun rahat uyuyamamasına sebep oldu.
Masadan dönüşen yatakta ben yatarım diye düşünürken ilk geceden sonra İpek orayı çok sevdi ve yerini kimseye bırakmadı.

Bir önceki gün çok fazla tüketim yapmadığımızı düşünürken depoda su bitti. 100 litrenin bir günde bitmiş olmasına inanamadık. Karavanı su deposu dolu olarak teslim almıştık ama demek ki tam dolu değilmiş dedik.
Genelde sakin olduğunu öğrendiğimiz camiye gidip ilk kez depoyu doldurduk. Bu kolay bir iş ama arabada olan hortum ile cami musluğunun ağzı tam uyuşmadığı için süreç bizi zorladı. Toplamda 15 dakikada depoyu doldurduk.
Deniz, kum, güneş herşey çok güzel. Burayı çok sevdik. Denizdeyken her şey çok güzeldi ama hepimiz duş aldıktan sonra su yine bitmeli oldu. Dolumu gündüz yaptığımız için buna inanamadık, 100 litre su kulağa çok geldiği kadar çok değilmiş ve hemen bitiyormuş. Depoyu yarın Umut’un mesaisi başlamadan doldurmaya karar verdik.
Akşam arkadaşlarımızın daveti ile Dikili Bisiklet Kulübü’nün organizasyonu ile Maya Rima Çiftliği’ne gittik. Burası çevre köylülerle işbirliği yaparak hem sağlıklı ürünler yetiştiren bir yer hem de köylülerin kendi ürünlerini satması için onlara imkan sunuyor.
Bahçedeki ağaçlardan kendimiz erik topladık. Dallardan toplanan erikler için oldukça cüzi bir ücret ödedik. Yere düşen erikleri toplayanlar ise ücret ödemedi. Topladığımız eriklerden İpek’e komposto yaptım 🙂
Sonra köylülerin pişirdiği pişileri yedik. Tam o esnada Sındırgı’da meydana gelen deprem oldu. Çok uzun sürdüğü için açık havada olmamıza rağmen epey tedirgin olduk.
Sonrasında inşaatı devam etmekte olan oteli gezip, çiftlik hayvanları besledik.
Ekibin devamı ormanda sohbet için çiftlikte kaldı ancak biz döndük, geceyi Alder sahilde geçirdik.
Üçüncü Gün : Haftaya Kötü Başladık. Depoyu Dolduramadık, Sahilden Kovulduk, Yetmedi Tuvalet Taştı
Bugün tüm karavan maceramızın en zorlu günüydü. Güne kötü başladık, kötü devam ettik ama gün sonu işler yoluna girmeye başladı.
Gece biten depoyu doldurmak için sabah yedide uyandık. Amacımız saat sekiz olmadan, Umut’un mesaisi başlamadan depoyu doldurmak ve sahile geri dönüp yerimizi almaktı.
Hortumun başında sorun olmasına rağmen ilk seferde çok sorun olmadan dolumu yapabilmiştik ama bu sefer saat 07:50 olduğunda depo hala dolmadı. Hal böyle olunca Umut’un mesaisi başlamalı olunca pes edip, sahile geri döndük. Dolduğu kadarıyla idare ederiz dedik.
Geldik, düzenimizi kurduk derken aquapark görevlileri tır geleceğini söyleyip, alandan gitmemizi, yer açmamızı söylediler. Mesai saatleri olduğu için uygun bir yer aramakla uğraşmadan müsait gördüğümüz ilk sokağa karavanı parkettik.
Sonra biz İpek’le markete gitmiştik ki; Umut’tan tuvaletin taştığına dair mesaj geldi. İşi mecburen bırakmış, apar topar camiye tuvaleti boşaltmaya gitmiş.
Biz marketten döndüğümüzde Umut gelmemişti. İpek’le kaldırıma çöküp bir süre Umut’u bekledik. O bekleyişimiz de trajikomikti.

Yanda gördüğünüz kutu işte o kutu, dolup taşan, herşeyi içinde tutan o kutu.
Tuvalet konusu şu şekilde, depo boşken belli bir miktar kimyasal ilacı ve suyu içine boşaltıyorsunuz. O sıvı depo içinde yer alan katı dışkıyı parçalıyor ve koku gelmesini engelliyor. Evet tuvalet kokusu yok ama kimyasalın kendi kokusu illa oluyor.
Tuvalet dolduğunda ışık ile uyarı veriyor ama ışık yanmasa da görsel olarak da dolmaya başladığı anlaşılıyor. Tamamen dolmasını beklemeden boşaltmakta fayda var.
İlk tuvalet boşaltma tecrübesi Umut için biraz zor olmuş ama herşeyin ilki hep zor oluyor. Sonraki günlerde tuvaleti ağzına kadar dolmadan boşalttık, böyle daha iyi oldu. Aslında sabahki su doldurma seansında tuvaleti boşaltmak aklımdaydı ama su doldurma başarısız olunca o iş de kaldı maalesef.
Umut’un mesaisi bitince yeni bir hortum alabilmek için merkezdeki büyük Migros’a gittik. Ancak bulamadık. Marketin karşı caddesinde olan dükkanlara baktık, bir tanesi bizi çarşıdaki şubesine yönlendirdi, aradığımız aparat orada varmış.
Çarşıda dükkanı bulduk ama karavanı park edecek bir yer bulamayınca ilk geldiğimiz yerde bir ara sokağa çektik. Biz İpek’le arabada bekledik, Umut dükkana gitti. Ben de bu boşluğu makarnayı pişirerek geçirdim. Düşününce Dikili’de bir ara sokakta makarna pişiriyor olmam çok komik aslında ama karavancı olmak bunu gerektirir 🙂
Dükkandan aldığımız aparat ile suyu kolaylıkla doldurduk. Her işin bir yöntemi var elbet, kendi karavanımız için bu bilgileri depolamış oluyoruz, hepsi tecrübe 🙂

Akşam konaklama için sahile geri döndük. Alanda çalışma bittiği için sorun olmadı.
Akşam yemeğimize Sakız’dan aldığımız cacıki ve mastikalı su eşlik etti. Harika bir gün batımında günün zorluklarını unuttuğumuz bir yemek oldu.
Tüm zorluklarına rağmen bu anın keyfi bambaşkaydı. Yemek sonrası arkadaşlarımız yanımıza geldi, onlarla çay sohbet harika vakit geçirdik.
Dördüncü ve Beşinci Gün : Karavana ve Süreçlerine Alıştık, Günler Sakin Geçiyor

Söküm işlerine engel olmayalım diye bu sefer karavanı yana çektik ama bu sefer de yanımıza farklı araçlar da çektiği için manzaramız biraz kısıtlanmış oldu.
Karavana da epey alıştık. Ne, ne zaman nasıl yapılır yavaş yavaş çözüyoruz.
Ben gecelerin sıcağından korkuyordum ama gece değil, güneşin tepeye çıktığı öğlen saatlerinden akşam gün batımına kadar olan sürede karavan çok sıcak oluyormuş.
O aşamada tente de pek fayda etmiyor. Olduğumuz yerde ağaça altı gibi bir gölge de olmadığı için bu saatlerde karavanda çok vakit geçirmemeye gayret ettik.
Bu durumda; kahvaltı sonrası İpek’le markete gidip yemek alışverişini yapıyorduk. Sıcak bastırmadan da ben akşam yemeğini hazırlıyordum. Güneş tepeye çıktığında da denize gidiyorduk. Bu sistemle sıcaktan epey korunmuş olduk.

Sıcakla başetmeyi çözdüm ama fotoğrafta bir kesiti gözüken daimi dağınıklığı çözemedim. Alan dar ve eşya çok olduğu için düzenleme yapılsa dahi her yer hemen dağılıyor.
Bu alanda belki raf yada bölme olsa daha mı düzenli olurdu diye düşündüm. Her şey üst üste yığılmadan durabilse belki daha iyi gözükürdü.
Dağınıklık bir karavan gerçekliği sanırım, kabul etmek gerek 🙂
Her gün su doldurma mesaimize devam ettik. Gün içi duşlarımızı sahildeki duşlardan alıyorduk ancak bozuk para sorunu yaşadık. Duşlar üç lira ile çalışıyordu, her sabah çevre marketlerden, büfelerden para bozdurmaya çalıştım. Çoğu zaman başarısız oldum.
Paraları toplamak için gelen belediye görevlilerini yakalayıp para bozdurmaya çalıştım. Başta mümkün olmadığını söylediler. Cihazda sayaç varmış, sayaçta kaç tane para olduğunu gösteriyorsa o kadar sayıda bozuk para teslim etmeleri gerekiyormuş. Para bütünleseniz tutar değişmez falan diye ısrar ettim ama pes ettim, sizi zor durumda bırakmak istemem dedim. Bunlar olurken yanıma diğer karavan sahibi de geldi. Ben boynumu büküp, geri adım atınca görevli acıdı sanırım, yirmi bir lirayı bozdu bana.
Karavandaki hammaliye işlerden biri de kirli su deposunu boşaltmak. Bizce bu diğer işler içindeki en kolayı. Bu depoda doğaya zararlı bir şey olmadığı için toprağa yada uygun bir kanalizasyona boşaltılabiliyor. Biz cami yakınında boş bir arazi vardı, genelde orada hallettik bu işi. 100 litre deponun boşalması 10 dakikayı buluyor.
Kimi akşamlar suyu doldurup, suyu boşaltırken bir yandan duş alıp, temiz suyu bitirip, tekrar doldurup sahile geri dönüyorduk. Böylece su bitecek derdi olmadan rahatça duş alabiliyorduk.

Altıncı Gün : Nazar Değdi, Zabıta Bizi Kovdu

Sabaha bu manzarada başladık, öğlene kadar her şey normal akışında devam etti. Biz denizdeyken karavan çevresinde zabıta dolaştığını gördüm ve bunun iyiye işaret olmadığını anladım.
Denizden çıkıp karavanın yanına geldik. Zabıtaların tavrı hep çok kibar, asla zorlamıyorlar. İki üç gündür burada olan karavanlar için şikayet gelmiş, yer değiştirmemizi rica etti.
Biz kahvaltı ve yemekler hariç hiç bir zaman dışarıya taşmadık, eşyalarımızı kurutmak için bile dışarıyı kullanmadık, tentemizi açmadık, televizyonumuz zaten yoktu, müzik falan da dinlemedik, etrafı rahatsız etmemek için epey çaba harcadık, hakkımızda nasıl bir şikayet oldu anlamadık ama sorun olmaması için sahilden ayrıldık.
Yine mesai saatlerinde olduğumuz için geçen sefer gittiğimiz sokağa gittik. Rahatladık, burada takılırız derken yaşlı bir amca geldi ve burada kalamayacağımızı söyledi. Mesai saatinde olduğumuzu, iki üç saat sonra gidebileceğimizi söylesek de amca bizi dinlemedi, anlamak istemedi ve gitmezsek polis çağıracağını söyledi.
Biz de apar topar buradan gitmek zorunda kaldık. Arkadaşlarımızın önerdiği, biraz ileride yer alan sahile gittik. Alder’e çok benzeyen bir manzaraya karşı yerimizi aldık.
https://maps.app.goo.gl/kn87vW6TnNK6eWD86

Burası da diğer sahile çok benziyor, sahilde ücretli duşlar da var. Yakın çevrede kafe, restoran gibi işletmeler var.
Gündüz burada denize girdik, akşam sahilde amiral battı oynadık. Gecenin bir yarısı aşırı yüksek sesli müziğe uyanana kadar her şey yolundaydı. Hemen kenarında konakladığımız Kleos Beach bir anda aşırı yüksek seste şarkılar çalmaya başaldı. Epey bir süre devam etti, bu biraz can sıkıcı oldu.
Yedinci Gün : Alder’den Uzak, Farklı Mekanda Takılmaca

Son günümüzü de burada geçirdik.
Ben yemek hazırlığı yaparken İpek de ödevlerini yapıyordu. İşler bitince denize gidip keyif yaptık.
Umut’un mesaisi bitince günlük rutinimiz olarak suyu doldurup Alder sahile geri döndük.
Akşam yemeğinden sonra arkadaşlarımız sahile çaya geldiler. Son gecemizi onlarla beraber çok keyifli bir şekilde geçirdik.
Biz diğer sahildeyken Alder sahile aşağıdaki tabelayı asmışlar. Bu tabelanın burada olmasında sanırım bizimde biraz katkımız oldu. Tabelanın arkasında görünen mavi-gri şey de bahsettiğim para ile çalışan duş.

Geceyi buranın ana yol ile sahili bağlayan ara yolda geçirdik. Aslında sahilde de kalabilirdik ama son geceyi sorunsuz atlatmak istedik. Etrafa hiç yayılmadan, aracın ışığını dahi açmadan, park yapan bir araçmışız gibi davranarak geceyi geçirdik.
Sekizinci Gün : Sona Yaklaştık, Dikili’ye Veda
Kahvaltı için Kleos Beach sahiline gittik. Haftasonu olduğu için etraftaki karavan sayısı artmıştı. Niyetimiz kahvaltımızı yapıp yola koyulmaktı. Aracı sahile yakın çekip son bir keyif yapalım istedik. Kahvaltının sonuna doğru zabıtalar geldi yine 🙂 Sahile bu kadar yakın bir şekilde durmanın yasak olduğunu ama biraz daha geriye park yapabileceğimizi ilettiler. Yine son derece kibar ve anlayışlıydılar.
Biz kahvaltıdan sonra tamamen gideceğimizi ilettik. Sorun olmadığını, acele etmeden kahvaltımızı bitirebileceğimizi söylediler.
Dikili’den ayrılıp İzmir için yollara düştük. İzmir merkeze gelene kadar herşey iyiydi ancak İzmir’de çok çok kötü bir trafik vardı. Bir de bizim gittiğimiz bölgede bir etkinlikten dolayı bazı yollar kapatılmış, hedef için Google’ın bizi soktuğu yollar hep dardı, karavanla oralarda manevra yaparken epey zorlandık, sıkıntılandık.
Sonrasında karavanı bırakıp, kendi aracımızla Kemeraltı’na gititk. Oradaki çarşılarda dolaşmak istemiştik ama park yeri bulamadık. Önceki trafik de bizi yormuştu, sabrımız kalmamıştı, pes edip Alsancak’a geçtik.
Karnımızı doyurup, sahilde dolaştıktan sonra geri döndük. Yollar yine kapalıydı. Etkinlik dediğimiz şeyin Fenerbahçe- Göztepe maçı olduğunu anladık. Yer gök polis, bekçi ve panzer ile doluydu.
Geceyi aracı bıraktığımız sokakta geçirdik. Kimseye rahatsızlık vermemek için sessiz bir şekilde takıldık ve uyuduk.
Dokuzuncu Gün : The End, Hoşçakal Karavan
Karavanda son kez kahvaltı yaptıktan sonra toparlanmaya geçtik. Eşyalarımızı boşalttıktan sonra temizliğe başladık.
Firma tuvalet deposunu temiz ve boş istediği için Umut depoyu boşaltmaya gitti. Biz de İpek’le temizliğe başladık. Çok küçük bir alan olmasına rağmen temizliği düşündüğüm kadar kolay olmadı.
Karavana ev gibi davranmadık, ayakkabılarımızla girdik, arada ne kadar temizlemiş olsam da içerisi epey kirlenmiş. Dip köşe temizlik yapmak biraz uzun sürdü. Bir sonraki maceramızda içeriye ayakkabı ile girmemek gerektiğini öğrenmiş olduk.
Karavana veda anı geldiğinde hepimizde bir burukluk oldu, bu çılgın maceranın bitişi bizi üzdü.
Derli Toplu Şekilde Karavancılığa Dair Notlarımız :
- Bu seyahate başlamadan önce ben tüm beklentimi epey düşük tutmuştum, karşılaşabileceğimiz muhtemel sorunlara hazırlıklıydım. Bundan mıdır bilmiyorum, düşündüğüm kadar zor olmadı süreçler. Bunaldım, daraldım ama bir o kadar da güzel olay oldu ve onlar ağır bastı.
- Bize göre karavandaki en büyük sorun temiz su. Yazın bol güneşli havalarda karavanda olduğumuz için elektrikten yana hiç sıkıntı yaşamadık ama suyun çabucak bitmesi bizi epey zorladı. Plastik tüketimini fazla sevmesem de yemekte hep plastik tabak kullandım, bulaşık olarak sadece tava ve bardak yıkadım. Hepimiz her gün düzenli olarak karavanda banyo yapmadık, ara sıra sahildeki duşu kullandık ama ona rağmen 100 litre su bize sadece bir gün yetti. Bir karavanımız olacaksa temiz su deposu çok daha büyük olmalı.
- Bir tesise gidip oranın olanaklarını kullansaydık muhtemelen su konusundan bu kadar şikayet etmezdik ama bizim hayalimizdeki karavan hayatı tesise gidip orada sabit kalmak değil. Biz dağlarda, göl kenarlarında kalmayı hayal ediyoruz. Bu sebeple dış destek olmadan hayatta kalmaya çalıştık.
- Bu karavanda yoktu ama bazı karavanlarda gördüğüm; dışarıda yer alan ocak ve musluk olsa, yemek dışarıda yapılabilse güzel olurdu. Bu düzeneğin maliyeti ne kadardır bilmiyorum ama bence araştırmaya değer.
- Bu karavanın dış duşu yoktu. Olsaydı pratiklik katardı bize. Aynı zamanda dışarıdan da karavana daha az kir taşınmış olurdu.
- Bu karavanın iç dizaynı ve ekipmanı ile karavanda bize ne lazım, ne değil denemiş olduk. İç tasarımından yana bir sıkıntım olmadı. Bagaj alanı çok geniş olduğu için iç dolapları pek kullanmadım bile. Ama mutfak ekipmanları biraz yetersiz geldi. Kalan yemeği dolapta saklayabilmek için küçük kaplar ve bir kaç çeşit daha tencere olsa daha iyi olurdu.
- Bu karavanda şöför yanı tek koltuk vardı. Biz üç kişi olduğumuz için bunu sevmeyeceğimizi düşünmüştük ama aksine sevdik. Umut’un yanında dönüşümlü oturduk, diğer kişi arkada ister yatarak ister oturarak yolculuk edebiliyordu, bunu sevdik. Hem önden karavanın arkasına geçiş olması da iyi oluyormuş.

- Karavan çok küçük bir alan olduğu için her alan çok kıymetli, mevcut alanlar günün hangi anında olduğumuza göre farklı eşyaların yeri olmuş oluyor. Mesela yatak gündüzleri yastık, çarşafların, kıyafetlerin durduğu yer ya da İpek henüz kalkmadıysa masa olabiliyor. Hareket halinde değilsek ön koltuklar havlu ve mayoların kuruduğu çamaşırlığa dönüşüyor gibi. Bu karmaşaya alışmak kolay değil, yorucu olabiliyor.