Yalnız/Çocuksuz/Çift Gezgin okuyucularımız, sizler için gezi notları ve harita konumları alt kısımda diyemiyorum bu sefer, çünkü bu gezi deniz, kum, güneş üçlüsü ile geçti  🙂

Umut’la en büyük hayallerimizden beri Maldivler’i görmekti. Bu hayali gerçekleştirmek için ev kredi borcunun bitmesini beklemeye karar verdik. Böylece iki güzel olay aynı anda olacaktı, çifte bayram yaşayacaktık.

Kredinin bitmesine az zaman kala araştırmalara başladık. Tatil maliyetinin en büyük kalemi olan uçak bilet fiyatlarını incelemeye başlayınca İpek’in yaşına bağlı bir durumla karşılaştık ve önemli bir karar vermek zorunda kaldık. Şöyle ki, iki yaşına kadar çocuklar uçakta ebeveynlerinin kucağında seyahat ediyorlar, onlar için koltuk ücreti alınmıyor. Bu anne/baba için konforsuz uçuş anlamına gelse de, bütçe için harika bir durum. Hesap kitap yapınca gördük ki; İpek iki yaşını geçtikten sonra bu seyahati gerçekleştirmenin maliyeti ile iki yaşından küçük hali ile gerçekleştirmek arasında ciddi bir fark var. Bu durumda nisandan önce bu seyahate gitmeliydik. Hızlı bir organizasyon sürecinden sonra mart sonu için herşey hazırdı.

İndi bindi ile uğraşmamak için direk uçuş tercih ettik. Uçuş gece olacağı için vaktin çoğunun uykuda geçmesini umuyordum.

Maldivler’de otel seçimini belirleyen en önemli unsur kişinin bütçesi oluyor. Otellerin standartları epey farklılık gösteriyor. Hatta karada mı yoksa okyanus üstü odada mı kalacağınız konusu da maliyeti epey etkiliyor.

Otelin konumuna göre havalimanından otele hız botuyla mı yoksa deniz uçağıyla mı gideceğiniz de önemli bir konu. Tüm bu kriterler ile bütçenize uygun seçenekleri sunuyor size tur şirketleri. Deniz uçağı fikri kulağa çok havalı gelse de bütçemiz açısından yakın bir otel seçerek hız botu ile ulaşım sağladık.

Maldivler’de yerel halkın yaşadığı adalar haricinde her adada bir otel bulunuyor. Dolayısıyla tüm ihtiyaçları kaldığınız otelden karşılamanız gerekiyor. Bu anlamda oteller epey donanımlı ama özel bir durumunuz var ise yine de önlem almanızı tavsiye ederim. Bu anlamda biz tedbiri biraz abartarak; mevcut sütü İpek’in beğenmemesi yada sütün İpek’te alerji yapma durumuna karşı yanımızda dört litre süt götürdük 🙂 Kulağa çılgınca geldiğinin farkındayım ama hayallerimizi süsleyen bir tatilde tüm riskleri minimize etmeye çalışıyorduk. Herhangi patlama, sızıntı olursa diye sütleri pat pat naylonlar ile sarıp hepsini tek bir sırt çantasına koyarak taşıdık. Çok şükür ki sütler sağ salim ulaştı Maldivler’e.

Maldivler’deki otellerde fiyata genel olarak sadece kahvaltı dahil, diğer öğünler ücrete tabi. Maliyeti daha uygun hale getirebilmek için turla konuşarak tam pansiyon seçeneği sunan bir otel seçtik.

Hizmet kalitesi ve imkanları ile lüks değil, iyi olan bir otel seçtik ve pek çok alanda memnun kalarak döndük. Zaten o turkuvaz deniz, yemyeşil palmiye ağaçları ve sarı kumlar insanın aklını alıyor, diğer konular önemini yitiriyor?

Gitmeden önce büyük bir heyecanla hazırlık yaptık. İpek balıkları yüzü ıslanmadan rahatça izleyebilsin, denizde keyifle vakit geçirebilsin diye deniz oyuncakları aldık. Kendimize de şnorkel aldık 🙂

Gidişimiz çok kolay olmasa da iyi geçti diyebiliriz. Geniş yatağında rahatça dönmek gibi uyku rutinlerini yerine getirmek isteyen İpek benim kucağımda mutsuz oldu. Bu durumda çaresiz kalınca Umut’u başka koltuğa gönderip, İpek’i ayaklarımda salladım. Bu şekilde işler biraz daha kolaylaştı, tabi bir de bunu Umut’a sormak gerek 🙂 Ben de bulduğum fırsatlarda uyuyarak enerji toplamaya çalıştıysam da pek başarılı olamadım. Ama yaklaştıkça uçaktaki ekrandan ve camdan gördüğüm manzara her şeyi unutturdu.

Türk vatandaşları Maldivler’e vizesiz giriş yapabiliyor. Uçakta dağıtılan; kaç gün, nerede kalacağımız gibi bilgiler isteyen formları doldurduk, pasaport görevlisine formları teslim ettik ve ülkeye kolayca giriş yaptık.

Alanda kısa bir bekleyişten sonra motorumuz geldi ve rüya başlamış oldu 🙂 Kırk beş dakika kadar harika manzaralar eşliğinde yolculuk yaptık ve otelimize vardık. İpek kucağımda sızdı, bu arada enerji depolamış oldu. Aşağıda resmi olan iskeleye yanaştık, bizi soğuk ıslak havlular ve harika kokteyller ile karşıladılar.

Balıkları beslerken, izlerken en çok vakit geçirdiğimiz yerlerden

Check-in işlemleri uzun sürmedi ve hemen odamıza geçtik. Adadaki odaların tümü iki katlı. Bizim oda giriş katta idi, İpek özgürce odaya girip çıkıp bahçede oyun oynadı. Bahçeli müstakil bir evin ne kadar güzel bir şey olduğunu o zaman fark ettim. Odadan çıktığımızda kısa kumluk bir alandan sonra hemen okyanusa ulaşıyorduk. İpek’i uyutmak için ayağımda sallarken gördüğüm manzara kadar güzelini daha önce görmedim galiba 🙂

İlk iki gün yol yorgunluğunu atmak ve adadaki hayata ayak uydurmak ile geçti. Herşey rayına oturduğunda gitme vaktimiz gelmişti 🙂 Toplam beş akşam kaldık, açıkçası bize yetmedi. Planlama yapılırken uçuş süresi de göz önüne alınmalı mutlaka. Beş akşamdan az kalındığında çok yorucu bir seyahat olabilir.

Adada sakin bir hayat var, hatta çoğu zaman plajda, okyanusta yalnız oluyorduk. Dinlenmek, yenilenmek, denizin tadını çıkarmak için muhteşem bir yer. Denizaltının güzelliği duyduğunuz tüm övgüleri hakediyor. Şnorkel ile gördüğüm renkli balıklar, mercanlar muhteşemdi. Daha derinlere dalıp, güzellikleri yakından görmeyi çok isterdim.

O sakin, berrak sularda İpek yüzer, eğlenir diye hayal etmiştik ama öyle olmadı. Suda uzun kaldıkça buruşan derisi onu rahatsız etti, buruşan parmaklarına bakıp bakıp ağladı ilk gün, sonra bir daha da denize girmek istemedi. İpek kumda oyun oynarken birimiz onun yanında kalıyor, birimiz denize giriyorduk, kendimizce böyle bir yol bulduk.

Yaşadığımız diğer komik bir olay; o sıcak havada İpek çoraplarını çıkarmak istemiyordu. Denizde, kumda hep çoraplarıyla kaldı. Sıcak bir yere gittiğimiz için yanıma sadece bir çift çorap almıştım. Aynı çorabı akşam yıka, kurut, sabah giy şeklinde bir hafta kullandık 🙂 İki yaş civarı çocuklar değişik bir ruh haline giriyor.

Köriyi sevmeme rağmen yemekler bana fazla baharatlı geldi. Baharatlar yemeği acılaştırıyor gibiydi. Sunulan pek çok çeşidi bu sebepten yiyemedim. Meyve tutkunu biri olarak meyveler bana yetmişti. Orada yediğim kadar lezzetli ananas başka yerde yemedim.

Bu seyahatten çıkarımlarım:

Ufak bir çocukla uzun uçak yolculuğu zormuş ama imkansız değilmiş. Kucakta yolculuk işleri zorlaştırıyor, kendine özel koltuğu olduğu zaman eminim minikler daha mutlu olacaktır. Bildiğim kadarı ile bazı havayolu şirketleri bebekler için yatak tahsis edebiliyor, bu sayede daha konforlu seyahat edilebilir, bilet almadan önce konuyu araştırmakta fayda var. https://www.skyscanner.com.tr/haberler/bebekle-ucak-yolculugu-hakkinda-pratik-bilgiler

Maldivler gezilecek yerler :

Yazının başında da belirttiğim gibi bu gezi daha çok dinlenme, muhteşem denizin tadını çıkarma, balıkları seyretme ile geçti. Hem maddi olarak daha fazla dağılmamak için hem de İpek ile yorulmayalım diye otelin düzenlediği ekstra turlara katılmadık. (Yerel halkın yaşadığı bir adaya ziyaret, açık denizde gün batımı seyretme, renk renk balıkları izlemek için dalış gibi turlar vardı) Bu sebeple bu konuda yorum yapma şansımız yok.

Maldivler’de kurallar gereği hava kararınca deniz ulaşımı yapılmıyor. Bu sebeple dönüş uçağımız her ne kadar akşam da olsa öğleden sonra otelden ayrıldık ve havalimanına geldik. Tur şirketi bizim için rehber ayarlamış, valizleri alana bırakıp Male’yi gezmek üzere yola çıktık.

Maldivler’in büyülü atmosferinden sonra Male pek ilgi çekici gelmedi bana. Adalarda yaşanan lüks hayat ile Male’de halkın hayatını görmek insanı tuhaf hissettiriyor açıkçası.

Aklımda kalan en çarpıcı yapı Masjidh AL-Sulthan Muhammed Thakurufaanu Al-Auzam. Adada yaşayan Müslüman halk için önemli bir ibadethanedir.

https://goo.gl/maps/Q2MBtQa1jWP2