Bölge hakkında özet bilgiler yazının girişinde:)

Dolomitler doğa severler için tam bir cennet. Doğa manzaralarıyla, yürüyüş yollarıyla, gölleriyle eşsiz bir yolculuk vaat eden bir bölge.

Bölgeyi, aktiviteleri daha iyi anlamak için aşağıdaki internet sitesi bana çok çok faydalı oldu. Bölge hakkında pek çok önemli bilgi, yapılacak aktiviteler, bu aktivitelerin detayları ve kritik tavsiyeler ile bu site bende aydınlanma yarattı, okumanızı size de tavsiye ederim. Bu güzel bilgileri bizimle paylaştığı için blog sahiplerine de ayrıca çook teşekkür ederim.

Sitenin adresi aşağıda, sistem linklememe izin vermedi, linki kopyalayıp farklı bir sekmede açabilirsiniz.

www.earthtrekkers.com/italy-travel-guide/#h-the-dolomites

Bölge hakkında özet bilgiler :

  • Bölgeyi ve gezilecek yerleri araştırırken bir yerin birden fazla ismi olduğunu gördüm, kimi zaman aynı yeri iki isimle notlayarak farklı yerler olduğunu zannetmiştim. Gerçek şu ki; bu bölgede her yerin üç ismi var. Bu isimler İtalyanca, Almanca ve Ladin dilinde. Tabelalarda çoğunlukla Almanca ve İtalyanca isimler alt alta belirtiliyor. Tatilinizde rahat edebilmek için gideceğiniz yerlerin her üç ismini de mutlaka not edin. Ziyaret ettiğimiz yerlerinkini ben sizin için aşağıda sıralıyorum. Sıralama İtalyanca- Almanca- Ladin dili şeklinde.
  • Bolzano = Bozen = Balsan
  • Ortisei = St. Ulrich = Urtijëi
  • Alpe di Suisi = Seiser Alm = Mont Sëuc
  • Santa Maddalena = St. Magdalena = Santa Madalena
  • Secada her üç dilde de aynı.
  • Bölge dağlık olduğu için yollar çoğu zaman tek şerit ve kıvrım kıvrım. Bu sebeple iki nokta arasındaki kilometre az olsa bile ulaşmak süresel olarak uzun sürebiliyor. Planlama yaparken bu durumu göz önünde bulundurmakta fayda var.
  • Dolomitler çok büyük bir bölge. Kıvrımlı yollardan dolayı süreler de uzun olduğu için biz bölgeyi batı ve doğu olmak üzere ikiye bölerek gezmeye karar verdik. Batı kısmına Milano, doğu kısmına ise Venedik daha yakın. Biz Bergamo havalimanına indiğimiz için batı kısmını gezmeye karar verdik.
  • Batı tarafının merkezini Ortisei olarak kabul edebiliriz. Buradan üç farklı teleferik ile dağlara çıkabilirsiniz. Bunlardan ilki Alpe di Susiye gitmek için binebileceğiniz Funivie Ortisei – Alpe di Siusi / Mont Sëuc – Seilbahn St. Ulrich Seiseralm, ikincisi Seceda’ya çıkmak için binebileceğiniz Seceda Cable Car ve üçüncüsü ise yine Alpe di Suisi için binebileceğiniz Seiser Alm Aerial Cableway. Sonuncusu hariç diğer ikisini biz deneyimledik.
  • Şehir merkezleri sıcak olsa bile gezilecek yerlerin çoğu yükseklerde, dağlarda. Bu sebeple yazın gidiyorsanız bile bu seyahatte bavulda kalın kıyafetler de mutlaka olmalı. Gittiğimiz dönemde merkezde sıcaklık 25-30 derecelerdeydi ama dağda çoğu zaman atkı-bere ile gezdik. Yürüyüşler için sağlam bir su geçirmez bot ya da yürüyüş ayakkabısı da çok önemli.
  • Bölgeyi araç kiralayarak gezmek daha konforlu olur diye düşündük. Turistik noktalara gidip gelirken otobüsleri gördük, eminim ki toplu taşıma da gelişmiştir ama kendi aracımızla gezmek bize pek çok konuda konfor ve özgürlük sağladı. Gezilecek yerlerde otoparklar vardı, ücretleri de çok pahalı değildi, bu anlamda da rahattık.
  • Bahsettiğim gibi gezilecek yerler geniş bir alanda. Bu bakımdan tek bir noktada konaklayıp sürekli git-gel yapmaktansa birden fazla yerde konaklamak süre ve enerji tasarrufu sağlayabilir. Biz toplamda üç otelde kaldık bu seyahatte. Çoklu otelde kalmak, sürekli bavul aç kapa yapmak çok sevimli değil ama zamanla bu konuda da insan strateji geliştiriyor, daha da pratikleşiyor.
  • Bölge genel olarak pahalı maalesef. Şehir merkezlerinde ya da dağlarda muhteşem manzaralı, havuzlu oteller olduğu gibi merkezden daha uzak, daha tepelerde makul fiyatlı oteller de var. Biz denge tutturmak için, iki gün merkezden uzak, dağ tepesinde yer alan bir otelde, kalan iki gün merkezde, biraz daha havalı bir otelde kaldık. Milano’dan gezmeyi planladığımız ilk nokta 3,5 saat sürüyordu. Milano’ya akşamüstü beş gibi varacağımız için, tüm yolu tek seferde gitmek istemedik. Konaklamak için Rovereto kasabasını seçtik. Tavsiye üstüne değil, kendi araştırmalarımızla bulduk burayı. Şehirden pek beklentimiz yoktu ama buraya resmen bayıldık.

Birinci Gün : İstanbul – Bergamo Havalimanı- Rovereto

Kampanyadan aldığımız biletlerle Bergamo Havalimanına indik.

Bergamo Havalimanından kiralık araçların olduğu alana ulaşmak için P3 alanına gidilmesi gerekiyor. Buraya ulaşmak için havalimanı ile P3 arasında ring sefer yapan ücretsiz otobüslere binmeniz gerekiyor. 8 numaralı durakta bulunan yandaki panolardan otobüslerin takibi yapılabiliyor.

Aracımızı teslim aldıktan sonra koyulduk yola. Çoğunlukla otobandan devam ettik. Yol manzaraları harika, iki dağ arasında, tatlı gözüken irili ufaklı kasabaları, tepelerde kaleleri, kiliseleri bir bir geçip Rovereto’ya vardık.

Yol yorgunluğu sebebiyle şehri keşfetmek için enerji bulamadık kendimizde ve dinlendik.

Otelimiz Otel Rovereto’ydu. Çok şık, modern, her şeyiyle çok beğendiğimiz bir oteldi, gönülden tavsiye ederiz.

Yandaki tablo gibi pek çok harika eser odada ve otelin dört bir yanındaydı.

https://www.hotelrovereto.it/en/home

İkinci Gün : RoveretoOrtisei – Alpe di Suisi – Otel (Naturhotel Wieserhof)

Kahvaltının ardından otelden çıkışımızı yapıp, Rovereto’yu keşfetmek üzere sokaklara attık kendimizi.

Rovereto’nun eski şehir bölgesini gezmek çok keyifli, sokaklar, meydanlar, evler, her yere bayıldık. Mis gibi çiçek kokuları ve cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde gezdik sokakları. Beklentimiz olmayan bu şehirde çok daha fazla vakit geçirmek isterdik.

Kalbimizi Rovereto’da bırakarak Ortisei’ye doğru yola çıktık. Hedefimiz Avrupa’nın en geniş çayırı olan Alpe di Suisi’ye gitmekti. Buraya 15 dakikalık teleferik yolculuğu ile ulaşmak mümkün. Teleferiğe biniş noktasında 3-4 katlı otopark var. Saati 50 cent. Arabayı buraya park edip teleferiğe yöneldik.

Park yeri ve teleferiğin Google Maps’teki adı Funivie Ortisei – Alpe di Siusi / Mont Sëuc – Seilbahn St. Ulrich Seiseralm. Konumu ise aşağıda:

https://maps.app.goo.gl/MiAk6wJbJvRsGNFfA

Bilet fiyatları maalesef can yakıyor ama yukarıdaki manzaraya insanı büyülüyor ve verilen paraya değiyor. Ücret detayları aşağıda:

https://www.funiviaortisei.eu/de/oeffnungszeiten-preise

Zirveye ulaştıktan sonra sol tarafta harika vadi ve dağ manzaralı bir restoran var. Biz sağdan giderek Panorama Trail/ Panorama Weg (6A) rotasını takip ettik. Rotayı tamamladığınızda daire çizip başlangıç noktasına geliyorsunuz. Rota çok zorlu değil, vadiyi görmek için de harika manzaralar sunuyor.

Rotanın başında bayır var ama gözünüz korkmasın. Sonrasında genellikle düz devam ediyor. Başta ağaçların içinden geçiyorsunuz ama sonra ağaçlar bitiyor ve eşsiz vadi manzarası eşliğinde yürüyorsunuz. Dağlar, çiçekler, çayırlar o kadar güzel ki resmen büyüleniyoruz.

Rotada ilerledikçe aşağıya vadiye iniyorsunuz ve sonrasında teleferiğe ulaşmak için bir süre tırmanmak gerekiyor. Bayır biraz zorluyor ama ölümcül değil, dura-kalka hallediliyor.

Teleferik için son saat 17:30. Buna dikkat etmek gerek.

Teleferikten indikten sonra Ortisei’yi biraz dolaştık. Ortisei merkez çok büyük değil ama oldukça şirin. Despar markete uğrayıp, otele doğru yola çıktık.

İki akşam kalacağımız otel merkezde değildi, otele ulaşmak için anayoldan 9 km yukarı tırmanmamız gerekiyordu. Yol dar, kıvrımlı ve kimi zaman tek şerit olduğu için biraz zorlayıcıydı ama bahçe manzarası o kadar güzeldi ki, resmen hayran kaldık. Yolu unutup, burada kaldığımız için çok çok mutlu olduk. Oteli can-ı gönülden tavsiye ederiz.

Otelimizin adı Naturhotel Wieserhof. Otelin konumu :

https://maps.app.goo.gl/nGfzBjK3wha1JFvU7

Yanımızdaki yiyecekleri toparlayıp, bahçede piknik yaptık. Karnımızı doyurduktan sonra oyun da oynadık ve harika vakit geçirdik.

Üçüncü Gün : Otel (Naturhotel Wieserhof)Ortisei – Secada – Otel (Naturhotel Wieserhof)

Kahvaltı ve otel terasında, bahçesinde keyiften sonra Secada’ya gitmek için yollara düştük. Telerefiğe Ortisei’den biniliyor. Secada teleferiğinin de kendi otoparkı var ama biz oraya vardığımızda otopark dolmuştu, hal böyle olunca aracı dünkü otoparka bıraktık. Park yerinden Secada teleferiğine ulaşmak kolay. Teleferiğin Google Maps’teki adı Seceda Cable Car, konumu ise aşağıda :

https://maps.app.goo.gl/VF1224iVJJxE8R3g6

Seceda hakkında tüm detayları aşağıda linki olan web sitesinden bulabilirsiniz:

https://www.seceda.it/en/summer

Seceda teleferik bilet fiyatları yetişkin kişi başı 52 eur. Gözleriniz yuvalarından fırlamış olabilir, çok da haklısınız ama inanın yukarıdaki deneyim bu tutara değer.

Seceda’ya iki aşamada ulaşılıyor. Önce üç dört kişilik kabinlerle Ortisei’den Furnes’e gidiliyor. Furnes’ten yirmi-otuz kişi ile beraber Seceda’ya varılıyor. Her iki yolculuk da oldukça kısa sürüyor.

Seceda bu seyahatte benim çok merak ettiğim ve görmek için heyecanlandığım yerdi. Seceda fotoğraflardan, videolardan gördüğümden de güzelmiş, orada olmak, manzarayı doyasıya seyretmek benim için paha biçilmezdi.

İstasyondan çıktıktan sonra ilk olarak manzara noktasına gittik. Buraya gelen çoğu kişi buraya yöneliyor, kalabalığı takip ederek manzara noktasına ulaşabilirsiniz.

Rotanın ilk etabı maalesef bayır. Biraz yorucu ama yavaş yavaş ilerledik. Manzara noktasını geçtikten sonra izin verilen noktanın sonuna kadar patikayı takip ettik. Devamında aşağı inip, harika manzaralar eşliğinde dura kalka teleferik istasyonuna geri dönük. Dönüşün son kısmı yine bayır ama çok zor değil.

Teleferikten indikten sonra Ortisei’yi detaylı bir şekilde gezdik.

Küçük ama oldukça şirin bir kasaba. Evleri insanı kendine hayran bırakıyor.

Kasabanın iki ucunda market var, ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz.

Dördüncü Gün : Otel (Naturhotel Wieserhof) – Chiusa – Adolf Münkel Weg- Otel (Cityhotel Goldener Adler B&B)

Harika manzaralı otelimizden ayrılıp diğer otelimize geçmek için yola koyulduk.

Sonraki otelimiz Chiusa’daydı. Daha merkezi ve bir öncekine göre biraz daha havalı bir otel. Ücretsiz otoparkı ve çok çeşitli güzel bir kahvaltısı var. Bu oteli de gönül rahatlığıyla tavsiye ederiz. İsmi City Hotel Goldener Adler.

Otelimizin internet adresine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz :

https://www.goldeneradler.it/en

Otele eşyalarımızı bırakıp bu seyehatin en zorlu rotası için yola çıktık. Adolf Münkel Weg rotasını yürüyebilmek için aracı bıraktığımız otoparkın Google Maps’teki adı Parkplatz Zanser Alm ya da Parcheggio Malga Zannes. Konumu ise aşağıda :

https://maps.app.goo.gl/UFDh4773G86Tpu1y9

Park yeri oldukça geniş, rahatlıkla yer bulabilirsiniz. Ücreti girişte direk alınıyor, giriş 10 eur.

Burada yürüyebileceğiniz pek çok rota var. Biz Adolf Münkel Weg’i bir kısaltarak yürüdük. Bu tüyoyu da yazının başında bahsettiğim Earthtrekkers.com sitesinden aldım, bizim için çok faydalı oldu. Linki buraya taşıyamadığım için aşağıya yazdım, kopyalayıp başka bir pencereye yapıştırarak yazıya ulaşabilirsiniz.

www.earthtrekkers.com/adolf-munkel-weg-geisler-alm-hike/

Bizim izlediğimiz rota: Trail#6 > Trail#35 Adolf Münkel Weg > Trail#36A > Trail#36

Yolun ilk kısımlarında Trail#6 oklarını takip ettik. Bizim hızımızla ilk elli dakika çoğunlukla tırmandık, bu oldukça yorucuydu ama manzaralar çok çok güzel. Tırmanma bitip meydanımsı bir yere çıkınca az ileride taş köprüyü geçtikten sonra sola dönüp Trail#35 Adolf Münkel Weg oklarını takip etmeye başladık. Uzun ve zorlu bir yürüyüşten sonra kısaltma noktasına geldik. Tırmanmayı bırakıp Trail#36A oklarını takip ederek Geisler Alm’e ulaşmış olduk. Dura kalka 3,5 saat sürdü buraya varmak. Yürüyüş canımıza okudu ama vardığımız noktadaki restoranın yemekleri, çocuk parkı, dağların heybetli manzaraları ve göz alabildiğine yeşillik her şeyi unutturdu.

Restoranda karnımızı doyurduktan sonra İpek parkta oynadı, zipline buradaki favori aktivitesi oldu. Sonra uçsuz bucaksız çayırlara yayıldık, keyif yaptık. Dönüş yolu olmasa buradan ayrılmayı hiç istemedik ama çıkılan yolların inilmesi gerekiyordu.

Kalbimizi burada bırakarak dönüşe geçtik. Trail#36 oklarını takip ederek, çok zor olmayan bir yoldan otoparka vardık. İnişimiz iki saate yakın sürdü.

Rota; bayırları ve yürünen yolun sürekli kontrol gerektirmesi gerekliliği açısından bizi epey zorladı ama Geisler Alm öyle büyülü bir yer ki, yorgunluk uçup gidiyor, rotayı herkese tavsiye ederiz.

Beşinci Gün : Otel (Cityhotel Goldener Adler B&B) – Church of St. John – St. Maddalena- ChiusaOtel (Cityhotel Goldener Adler B&B)

Bugünün programı düne göre nispeten hafifti. Bu çok isabetli bir seçim olmuş çünkü dünkü tırmanma bizi epey yormuştu.

Günün ilk durağı Church of St. John oldu. Buranın Google Maps’teki ismi Church of St. John ya da Chiesetta di San Giovanni in Ranui. Burası Ranui’de. Kilisenin konumu:

https://maps.app.goo.gl/SHAiw43EbLhPJ2BQ8

Buraya yakın üç dört otopark var. Bu ikonik kilise arkasındaki görkemli dağ manzaraları ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Ben burası için çok heyecanlıydım ama biraz hayal kırıklığı yaşadım.

Bu kiliseyi ziyaret yakın zamana kadar ücretsizken günümüzde ücretli ve 4 eur. Bizim gibi bu ücreti ödemezseniz kiliseyi ve dağ manzarasını fotoğraflarda gördüğünüz gibi göremiyorsunuz. Yol kenarında ücretsiz bir manzara noktası var ancak söylediğim gibi açısı çok iyi değil.

Beli biraz tırmanıp tepelere çıkılsa istediğim manzarayı görebilirdik ama bu motivasyon bizde yoktu.

Buradan St. Maddalena tarafına geçtik. Aracınızı Parkplatz Filler ya da Parkplatz Bergerplatz (Parcheggio Piazza centrale) isimli otoparklara bırakabilirsiniz.

Köye girdikten sonra yollarda fotoğraf makinası ve adam ikonlarını yani manzara noktası işaretlerini takip ederek tırmanmaya başladık. İlk hedef olan Chiesa di Santa Maddalena’ya kadar yol çoğunlukla bayır. Dura kalka kiliseye vardık, manzara oldukça güzel. Kilisenin konumu :

https://maps.app.goo.gl/HybESmDcEB8jAVWH7

Kilisenin arkasından Magdanelanweg yada Santa Maddalena Panaroma Trail’i takip ederek manzara nokasına ulaştık. Kiliseden sonra yol bir süre düz devam etse de manzara noktasına kadar yine tırmanma var. Manzara noktasının konumu :

https://maps.app.goo.gl/MaXDX9mfVEdpdWQdA

Yürüyüş rotası yukarılara doğru devam ediyordu ancak biz buradan sonrasına gitmedik. Ağaç altındaki manzara noktasında uzun süre oturduk, manzaranın keyfine varip dinlendikten sonra dönüşe geçtik.

Aracımızı otele bıraktıktan sonra Chiusa’yı keşfettik. Burası da küçük ama oldukça tatlı bir kasaba, Rovereto gibi Chiusa için de çok beklentimiz yoktu ama burayı da çok sevdik. Buralara gelip her gün iki üç kasaba görmek de oldukça güzel bir gezi olabilirmiş.

Chiusa’dan kareler :

Altıncı Gün : Chiusa – Bolzano- Trento – Bergamo Havalimanı

Uçağımız akşamüstü altı civarıydı, yolumuz da üç buçuk saat kadar sürecekti. Kahvaltımızı yapıp yollara düştük, dura kalka gidip yol üstündeki kasabalara uğramayı planladık.

İlk durağımız Bolzano’ydu. Burası büyükçe ve çok tatlı bir yermiş. Önceden hazırlık yapmadan, bir önceki gece Google’ın önerdiği noktaları gördük şehirde.

Burayı da çok sevdik, keyifle bir tam gün geçirilebilinecek bir yermiş.

Bolzano’dan kareler :

Town Hall Bolzano

Buradan Trento’ya gitmeyi planlamıştık ama zaman azaldığı için tereddütte kaldık. Kasabalar küçük olduğu için mola veriririz, biraz dolaşır, yola devam ederiz diyerek uğramaya karar verdik. Ancak otoban çıkışı ile şehir merkezi arasında epey mesafe varmış, merkeze ulaşmak epey vakit aldı.

Hal böyle olunca merkezi gezmek için sadece onbeş dakika kaldı. Çok hızlı bir şekilde meydanı ve katedrali görüp, tekrar yola düştük. Burayı da çok beğendik, tam gün keyifle geçirilecek bir kasaba.

Trento’dan kareler :

Trento’yu gördüğümüze mutlu olduk ancak bu mutluluk bize pahalıya mal oldu. Aracımızı teslim edeceğimiz park alanına check-inin bitmesine yirmibeş dakika kala vardık. Tamam, yetiştik dedik ama otobüs bir türlü hareket etmedi.

Şöfor değiştirme zamanına denk gelmişiz, eski şöfor yeni şöfore sanki arabayı anlattı, onu göstredi, bunu gösterdi derken araba hareket etti.

Havalimanına varınca otobüsten inip koşmaya başladık. İndiğimiz yerle check-in kısmı ters iki taraftaymış, herkesi yara yara koşmaya başladık. Ben kısa sürede tıkandım, İpek bankoya hepimizden önce ulaştı, check-inin kapanmasına beş dakika kala bankoya vardık.

Bavulları verdik, tamam, bir saate kapıya varırız dedik ama çilemiz daha bitmemiş. Güvenlik kontrolünde eşyaların konduğu bant bozuldu, epey bir bekledik. Bant çalışmaya başlayınca zaman daraldığı için önümüzdekilerden izin istedik ve kontrolü geçtik.

Kapı da havalimanın bir diğer ucunda olunca yine koşmaya başladık. Ucu ucuna kapıya vardık derken yolcuların uçaktan geri indiğini gördük. Sebebini anlayamadık ama bir buçuk saat rötar yedik.

Halimize gülsek mi ağlasak mı bilemedim ama oturduk, soluklandık, kendimize geldik.

Yaptığımız bir çok uçuştan hiçbirinde bu kadar stres yaşamamıştık, ilk kez bu kadar geç vardık havalimanına. Bunu bir daha yaşamamak adına bugünden ders çıkardık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir